MAYIS 2026 EKONOMİ PANORAMASI
Mayıs 2026, Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadele programının etkilerinin daha görünür hale geldiği ancak aynı zamanda büyüme, üretim ve tüketim tarafında yeni tartışmaların da yoğunlaştığı bir ay olarak öne çıktı. Ekonomi yönetimi fiyat istikrarını öncelik olarak korurken, yüksek faiz politikası nedeniyle iç talepteki yavaşlama ve üretim tarafındaki kırılganlıklar dikkat çekti. Küresel ekonomide ise FED’in faiz politikalarına ilişkin belirsizlikler, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve jeopolitik gelişmeler piyasaların yönünü belirleyen temel unsurlar oldu.
ENFLASYONLA MÜCADELE DEVAM EDİYOR
Mayıs ayının en önemli gündem maddesi yine enflasyon oldu. Nisan ayında yıllık enflasyonun yüzde 32,37 seviyesinde gerçekleşmesinin ardından gözler Mayıs verilerine çevrildi. Piyasa beklentileri, mayıs ayında aylık enflasyonun yaklaşık yüzde 1,5-2 bandında, yıllık enflasyonun ise yüzde 32,5 civarında oluşabileceğine işaret etti.
Ancak ekonomide asıl dikkat çeken gelişme, enflasyon beklentilerindeki bozulmanın sürmesi oldu. TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi’nde 2026 yıl sonu enflasyon beklentisinin yüzde 28,94’e yükselmesi, fiyatlama davranışlarının halen tam anlamıyla normalleşmediğini gösterdi. Bu durum, Merkez Bankası’nın sıkı para politikasını uzun süre koruyabileceği beklentilerini güçlendirdi.
Mayıs ayında açıklanan TCMB Enflasyon Raporu 2026-II da dezenflasyon sürecinin devam ettiğini ancak risklerin tamamen ortadan kalkmadığını ortaya koydu. Raporda hizmet enflasyonu, kira artışları ve beklenti kanalı özellikle vurgulandı.
YÜKSEK FAİZLER VE YAVAŞLAYAN İÇ TALEP
2025 yılından itibaren uygulanan sıkı para politikası, 2026 Mayıs ayında ekonominin birçok alanında etkisini daha belirgin şekilde göstermeye başladı. Tüketici kredilerindeki yavaşlama, dayanıklı tüketim mallarına olan talepte gerileme ve perakende harcamalardaki zayıflama dikkat çekti.
Ekonomi yönetimi açısından bu gelişmeler enflasyonla mücadele programının doğal sonucu olarak değerlendiriliyor. Çünkü amaç, aşırı iç talebi kontrol altına alarak fiyat artış hızını düşürmek. Ancak bu süreçte büyüme hızının da bir miktar yavaşlaması kaçınılmaz görülüyor.
Özellikle vatandaş açısından bakıldığında yüksek faiz ortamı hem krediye erişimi zorlaştırıyor hem de tüketim kararlarını erteliyor. Konut, otomobil ve dayanıklı tüketim mallarında bekle-gör eğiliminin güçlendiği gözleniyor.
SANAYİ ÜRETİMİNDE TEMKİNLİ GÖRÜNÜM
Mayıs ayında açıklanan veriler, üretim tarafında karışık bir tablo ortaya koydu. TÜİK verilerine göre sanayi üretimi mart ayında yıllık bazda yüzde 1,1 daraldı. Aylık bazda da düşüş yaşanması, üretim sektöründe talep kaynaklı baskıların sürdüğüne işaret etti.
Bazı sektörlerde ihracat kaynaklı canlılık korunurken, iç piyasaya yönelik üretim yapan işletmelerde siparişlerde yavaşlama görüldü. Özellikle yüksek finansman maliyetleri nedeniyle KOBİ’lerin üzerindeki baskının arttığı yönünde değerlendirmeler yapıldı.
Sanayi üretimindeki bu görünüm, ekonomide “kontrollü yavaşlama” tartışmalarını da yeniden gündeme taşıdı. Ekonomi yönetimi büyümeden ziyade fiyat istikrarını öncelik olarak görürken, reel sektör üretim ve yatırım tarafındaki zorluklara dikkat çekiyor.
İŞSİZLİKTE GÖRECELİ İSTİKRAR
İşgücü piyasasında ise büyük bir bozulma görülmedi. TÜİK verilerine göre işsizlik oranı mart ayında yüzde 8,1 seviyesinde gerçekleşti. Bu oran son yılların görece düşük seviyeleri arasında yer almaya devam ediyor.
Ancak uzmanlar, ekonomik yavaşlamanın uzun sürmesi halinde işgücü piyasasında gecikmeli etkiler görülebileceğini belirtiyor. Özellikle sanayi ve hizmet sektörlerinde maliyet baskılarının istihdam kararları üzerinde etkili olabileceği değerlendiriliyor.
DIŞ TİCARET VE CARİ DENGE
Mayıs ayında dış ticaret tarafı da yakından izlendi. Küresel talepteki yavaşlama ihracatçı ülkeler için risk oluşturmaya devam ederken, Türkiye ihracatını korumaya çalışıyor. Buna karşılık enerji maliyetleri ve ara malı ithalatı cari denge üzerindeki baskıyı sürdürüyor.
Cari açık eğiliminin halen yüksek seyrettiği belirtilirken, finansman tarafında yabancı sermaye girişlerinin önemi daha da artmış durumda. Ekonomi yönetimi, uluslararası yatırımcı güveninin korunmasını en önemli başlıklardan biri olarak görüyor.
KÜRESEL EKONOMİDE FED ETKİSİ
Mayıs ayında dünya ekonomisinin en önemli gündemlerinden biri ABD Merkez Bankası’nın duruşu oldu. Fed toplantı tutanaklarında bazı üyelerin enflasyonun yüksek kalması halinde yeni faiz artışlarının dahi gündeme gelebileceğini belirtmesi, küresel piyasalarda dikkatle takip edildi.
Bu durum gelişmekte olan ülkeler açısından kritik önem taşıyor. Çünkü ABD faizlerinin yüksek kalması, küresel sermayenin gelişmekte olan piyasalara yönelmesini zorlaştırabiliyor. Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ekonomiler açısından bu süreç yakından izleniyor.
BÜYÜME Mİ, ENFLASYON MU?
Mayıs 2026 itibarıyla Türkiye ekonomisinin temel tartışma konusu büyüme ile enflasyon arasındaki denge olmaya devam ediyor. Bir tarafta fiyat istikrarını sağlamak için uygulanan sıkı para politikası bulunurken, diğer tarafta üretim, yatırım ve tüketimdeki yavaşlama dikkat çekiyor.
Ekonomi yönetimi 2026 yılında dezenflasyon sürecinin güçleneceğini ve enflasyonun kademeli olarak düşeceğini öngörüyor. Orta Vadeli Program’da yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 16 olarak korunurken, piyasa beklentileri bunun oldukça üzerinde seyrediyor.
Mayıs ayı genel görünümü, Türkiye ekonomisinin kısa vadede büyümeden bir miktar fedakârlık ederek fiyat istikrarına ulaşmaya çalıştığı bir döneme işaret ediyor. Önümüzdeki aylarda enflasyondaki seyir, faiz politikası ve küresel finansal koşullar ekonominin yönünü belirleyen temel faktörler olmaya devam edecek.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar












































