TRUMP'TAN İRAN'A SERT MESAJ
Orta Doğu bir kez daha dünyanın en sıcak gündemi haline geldi. ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik yaptığı son açıklamalar, bölgede tansiyonun daha da yükseleceğinin işareti olarak yorumlandı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) üç gece üst üste İran'daki hedeflere düzenlediği hava saldırılarının ardından konuşan Trump, operasyonların devam edeceğini söyledi. Ancak aynı konuşmasında, "Bir anlaşmanın hâlâ mümkün olduğunu düşünüyorum." diyerek diplomasi kapısını tamamen kapatmadığını da ifade etti.
Bu açıklama, dünyaya iki farklı mesaj verdi. Bir yandan askeri operasyonların devam edeceği belirtilirken, diğer yandan masaya oturma ihtimali de gündemde tutuluyor. İşte tam da bu nedenle dünya kamuoyu, "Savaş mı geliyor, yoksa son anda barış mı sağlanacak?" sorusunun cevabını arıyor.
Trump'ın sert açıklamaları yalnızca İran'ı değil, Körfez ülkelerini, İsrail'i, Avrupa'yı, Rusya'yı, Çin'i ve elbette Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor.
ABD'nin son günlerde gerçekleştirdiği hava saldırıları İran'ın askeri altyapısını hedef aldı. Washington yönetimi, bu operasyonların İran'ın bölgedeki askeri faaliyetlerini durdurmaya yönelik olduğunu savunuyor. İran ise saldırıları egemenlik haklarına açık bir saldırı olarak değerlendiriyor ve misilleme yapacağını açıklıyor.
İki ülke arasındaki gerilim aslında yıllardır devam ediyor. Ancak son gelişmeler, tarafların artık yalnızca söz düellosuyla yetinmediğini, fiili çatışmanın giderek büyüdüğünü gösteriyor.
Trump'ın "Saldırılar sürecek." sözü, ABD'nin askeri baskıyı artıracağının en açık göstergesi oldu.
Buna rağmen aynı konuşmada dile getirilen "Bir anlaşma hâlâ mümkün." ifadesi ise dikkat çekti.
Uzmanlara göre Trump, bir yandan İran üzerinde askeri baskı kurarken diğer yandan müzakere masasında elini güçlendirmeye çalışıyor.
Bu yöntem geçmiş yıllarda da uygulanmıştı.
Önce ekonomik yaptırımlar...
Sonra askeri operasyonlar...
Ardından diplomasi çağrıları...
Şimdi benzer bir süreç yeniden yaşanıyor.
İran cephesinde ise farklı bir tablo var.
Tahran yönetimi, ABD'nin saldırılarına sessiz kalmayacağını sık sık dile getiriyor. İranlı yetkililer, ülkenin savunma kapasitesinin güçlü olduğunu ve gerekirse karşılık vereceklerini söylüyor.
Bu durum ise bölgede her an yeni bir çatışmanın başlayabileceği endişesini artırıyor.
Çünkü Orta Doğu'da yaşanacak küçük bir askeri olay bile kısa sürede büyük bir bölgesel savaşa dönüşebiliyor.
Bunun en büyük örnekleri son yıllarda defalarca görüldü.
Gerilim arttığında ilk tepkiyi ise enerji piyasaları veriyor.
Petrol fiyatları yükseliyor.
Doğalgaz fiyatları artıyor.
Nakliye maliyetleri katlanıyor.
Sigorta primleri yükseliyor.
Sonuçta dünyanın dört bir yanında vatandaşın cebine yansıyan yeni zamlar ortaya çıkıyor.
Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler de bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor.
Petrol fiyatındaki her artış;
- Akaryakıt fiyatlarını,
- Ulaşım giderlerini,
- Elektrik maliyetlerini,
- Sanayi üretimini,
- Gıda fiyatlarını
Olumsuz etkileyebiliyor.
Bu nedenle Orta Doğu'daki her gelişme aslında Türkiye'deki vatandaşın mutfağına kadar uzanıyor.
Ekonomistler, savaş ihtimalinin arttığı dönemlerde yatırımcıların güvenli liman olarak görülen altına yöneldiğini belirtiyor.
Nitekim son günlerde altın fiyatlarında yaşanan hareketlilik de bunun en önemli göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Doların güçlenmesi, borsalarda dalgalanmaların yaşanması ve petrol fiyatlarının yükselmesi küresel ekonomiyi de baskı altında bırakıyor.
Trump'ın açıklamaları yalnızca ekonomik sonuçlar doğurmuyor.
Diplomatik açıdan da dengeler yeniden şekilleniyor.
Avrupa ülkeleri savaş yerine diplomatik çözüm çağrısı yaparken, Rusya ve Çin gelişmeleri yakından izliyor.
Birleşmiş Milletler ise taraflara itidal çağrısını sürdürüyor.
Dünya artık yeni bir büyük savaş istemiyor.
Çünkü Ukrayna-Rusya savaşı hâlâ devam ederken Orta Doğu'da yaşanacak yeni bir çatışma küresel ekonomiyi çok daha ağır bir yükün altına sokabilir.
Uzmanlara göre en büyük tehlike, savaşın sadece İran ve ABD arasında kalmaması.
İsrail'in, Körfez ülkelerinin ve bölgedeki silahlı grupların da çatışmalara dahil olması halinde çok daha geniş çaplı bir kriz yaşanabilir.
Bu senaryoda Hürmüz Boğazı'nın güvenliği yeniden tartışma konusu olur.
Dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği bu kritik su yolu zarar görürse enerji fiyatlarının rekor seviyelere çıkabileceği ifade ediliyor.
Trump'ın "Anlaşma hâlâ mümkün." sözü ise umutların tamamen tükenmediğini gösteriyor.
Diplomasi kapısı açık kaldığı sürece savaş ihtimali azaltılabilir.
Ancak bunun gerçekleşebilmesi için her iki tarafın da karşılıklı güven oluşturacak adımlar atması gerekiyor.
Silahların konuştuğu yerde diplomasinin sesi çoğu zaman duyulmaz.
Fakat tarihte birçok büyük kriz, son anda yapılan görüşmeler sayesinde çözülebilmiştir.
Bugün dünya tam da böyle kritik bir dönemeçten geçiyor.
Milyonlarca insan televizyonlardan gelecek yeni açıklamaları takip ediyor.
Piyasalar her habere anında tepki veriyor.
Vatandaş ise en çok şu sorunun cevabını merak ediyor:
"Savaş büyüyecek mi, yoksa taraflar masaya mı oturacak?"
Şimdilik kesin bir cevap vermek mümkün değil.
Ancak görünen gerçek şu ki, Orta Doğu'daki gelişmeler önümüzdeki günlerde hem siyasetin hem ekonominin hem de dünya güvenliğinin en önemli gündem maddesi olmaya devam edecek.
Dileğimiz, silahların değil diplomasinin konuştuğu; çatışmaların değil barışın kazandığı bir sürecin yaşanmasıdır. Çünkü savaşın bedelini yalnızca askerler değil, en çok masum siviller ve dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insan ödemektedir. Barış ise yalnızca bölge ülkelerinin değil, bütün insanlığın ortak çıkarıdır.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar












































