ERDOĞAN-VON DER LEYEN GÖRÜŞMESİNDE ELE ALINAN KONULAR
Uluslararası ilişkilerde bazı görüşmeler vardır ki sadece iki liderin bir araya gelmesinden ibaret değildir. O masada ekonomi konuşulur, güvenlik konuşulur, ticaret konuşulur, göç konuşulur ve elbette geleceğe dair beklentiler de masaya yatırılır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen arasında gerçekleşen görüşme de tam olarak böyle bir buluşma oldu.
Bir tarafta Türkiye'nin Avrupa ile geliştirmek istediği ilişkiler, diğer tarafta zaman zaman yaşanan siyasi anlaşmazlıklar... Görüşmenin en dikkat çeken yönü ise savunma alanındaki iş birliği ile siyasi gerilimlerin aynı masada ele alınması oldu.
Bugün dünya, geçmişte olduğundan çok daha karmaşık bir dönemden geçiyor. Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki çatışmalar, enerji güvenliği, düzensiz göç ve küresel ekonomik belirsizlikler ülkeleri birbirine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyar hale getiriyor. Böyle bir ortamda Türkiye'nin de Avrupa Birliği'nin de birbirini tamamen görmezden gelmesi mümkün görünmüyor.
Türkiye, NATO'nun en güçlü ordularından birine sahip. Savunma sanayisinde son yıllarda önemli yatırımlar yaptı. Yerli ve milli üretim kapasitesini artırdı. İnsansız hava araçlarından deniz platformlarına kadar birçok alanda adından söz ettiriyor. Avrupa ise son yıllarda savunma harcamalarını artırırken güvenilir ortaklarla çalışmanın yollarını arıyor.
İşte bu noktada Türkiye ile Avrupa'nın çıkarları büyük ölçüde kesişiyor.
Ancak iş sadece savunma sanayisinden ibaret değil.
İki taraf arasında uzun süredir çözülemeyen siyasi başlıklar da bulunuyor. Vize serbestisi konusu yıllardır bekliyor. Gümrük Birliği'nin güncellenmesi sürekli gündeme geliyor ancak istenilen ilerleme sağlanamıyor. İnsan hakları, hukuk sistemi ve demokrasi konularında Avrupa Birliği'nin eleştirileri sürerken Türkiye de Avrupa'nın çifte standart uyguladığını savunuyor.
Kısacası masada hem iş birliği hem de anlaşmazlıklar birlikte yer alıyor.
Aslında bu durum uluslararası diplomasinin doğal bir parçasıdır. Ülkeler her konuda aynı düşünmek zorunda değildir. Önemli olan, konuşabilmek ve ortak çıkarların bulunduğu alanlarda birlikte hareket edebilmektir.
Ekonomi açısından bakıldığında Avrupa Birliği, Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı olmayı sürdürüyor. İhracatın önemli bir bölümü Avrupa ülkelerine yapılıyor. Binlerce Türk şirketi Avrupa pazarında faaliyet gösteriyor. Aynı şekilde Avrupa sermayesi de Türkiye'de önemli yatırımlara sahip.
Dolayısıyla siyasi ilişkilerde yaşanan her gerilim ekonomiyi de doğrudan etkileyebiliyor.
İş dünyasının en büyük beklentisi ise ilişkilerin daha öngörülebilir hale gelmesi. Çünkü yatırımcı belirsizlikten hoşlanmaz. Güven ortamı oluştuğunda yatırımlar artar, üretim büyür ve istihdam güçlenir.
Savunma alanındaki iş birliği de sadece askeri anlam taşımıyor. Bu iş birlikleri teknoloji paylaşımını, ortak üretimi, mühendislik çalışmalarını ve yüksek katma değerli sanayiyi de beraberinde getiriyor. Böylece hem ekonomik kazanımlar elde ediliyor hem de ülkeler arasındaki güven ilişkisi güçleniyor.
Diğer taraftan göç meselesi de iki tarafın ortak gündeminde yer alıyor. Türkiye milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yaparken Avrupa da düzensiz göçün kontrol altına alınmasını istiyor. Bu nedenle göç konusunda iş birliği hem Türkiye hem de Avrupa açısından stratejik önem taşıyor.
Enerji güvenliği de son yılların en önemli başlıklarından biri haline geldi. Avrupa, enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışırken Türkiye bulunduğu coğrafi konum sayesinde önemli bir enerji geçiş merkezi olma hedefini sürdürüyor. Bu durum iki tarafın birlikte hareket etmesini zorunlu kılan başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.
Vatandaş açısından bakıldığında ise insanlar daha çok günlük hayatlarına dokunan sonuçlarla ilgileniyor. Avrupa ile ilişkilerin iyileşmesi demek ticaretin canlanması, ihracatın artması, yeni yatırımların gelmesi ve yeni iş imkanlarının oluşması anlamına gelebilir. Aynı zamanda vize süreçlerinin kolaylaşması, akademik ve kültürel ilişkilerin güçlenmesi de toplumun beklentileri arasında yer alıyor.
Ancak bunun gerçekleşebilmesi için karşılıklı güvenin yeniden tesis edilmesi gerekiyor. Güven tek taraflı olmaz. Her iki tarafın da yapıcı bir yaklaşım sergilemesi büyük önem taşıyor.
Diplomaside kapıları tamamen kapatmak yerine diyalogu sürdürmek her zaman daha doğru sonuçlar verir. Çünkü sorunlar konuşularak çözülür. İletişim kanallarının açık tutulması, krizlerin büyümesini önleyen en önemli unsurlardan biridir.
Erdoğan ile Ursula von der Leyen arasında yapılan görüşme de bu açıdan dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Masada zaman zaman fikir ayrılıkları yaşansa da ortak çıkarların bulunduğu alanlarda iş birliği arayışının devam ettiği görülüyor.
Sonuç olarak Türkiye ile Avrupa Birliği arasında zaman zaman inişli çıkışlı bir ilişki yaşansa da coğrafya, ekonomi, güvenlik ve ticaret gibi alanlar iki tarafı birbirine bağlıyor. Bugünün dünyasında hiçbir ülke tek başına hareket ederek bütün sorunlarını çözemiyor. Güçlü diyalog, karşılıklı saygı ve ortak akıl hem Türkiye'nin hem de Avrupa'nın geleceği açısından büyük önem taşıyor.
Unutulmamalıdır ki diplomaside en değerli kazanım, herkesin aynı fikirde olması değil; farklı düşüncelere rağmen ortak zeminde buluşabilmektir. Eğer bu anlayış korunabilirse, hem savunma alanındaki iş birlikleri gelişebilir hem de yıllardır çözülemeyen siyasi sorunların çözümü için yeni fırsatlar doğabilir. Kazanan ise sadece hükümetler değil, ekonomik istikrar, güvenlik ve refah beklentisi taşıyan milyonlarca vatandaş olacaktır.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar












































