ABD-İRAN SAVAŞINDA SON DURUM VE ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇ TAHMİNLERİ
Dünya, son yılların en kritik jeopolitik gerilimlerinden birine tanıklık etti. ABD ile İran arasında uzun yıllardır devam eden siyasi, ekonomik ve askeri rekabet, zaman zaman sıcak çatışma noktasına kadar ulaştı. Son gelişmeler ise bölgedeki dengelerin yeniden şekillendiğini gösteriyor. Her ne kadar taraflar doğrudan ve uzun süreli bir kara savaşına girmekten kaçınsa da yaşanan gelişmeler Orta Doğu'nun uzun yıllar daha istikrara kavuşmasının kolay olmayacağını ortaya koyuyor.
Bugün gelinen noktada en önemli soru şudur: Bundan sonra ne olacak?
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, ABD'nin temel hedefi İran'ın nükleer kapasitesini sınırlandırmak, bölgedeki askeri etkisini azaltmak ve İsrail'in güvenliğini sağlamaktır. İran ise kendi güvenliğini koruduğunu, caydırıcılık oluşturduğunu ve bölgesel nüfuzundan vazgeçmeyeceğini ifade ediyor.
Bu nedenle iki ülke arasındaki mücadele yalnızca askeri değildir. Ekonomi, enerji, diplomasi, istihbarat ve teknoloji alanlarında da çok yönlü bir rekabet yaşanmaktadır.
Son dönemde gerçekleştirilen hava saldırıları, füze operasyonları ve stratejik tesislere yönelik hamleler tarafların birbirlerine ciddi mesajlar verdiğini gösterdi. Ancak dikkat çeken nokta, her iki tarafın da çatışmanın tamamen kontrolden çıkmasını istememesidir.
Çünkü bunun maliyeti oldukça ağır olacaktır.
ABD açısından bakıldığında yeni ve uzun süreli bir Orta Doğu savaşı, milyarlarca dolarlık ek savunma harcaması anlamına geliyor. Zaten yüksek kamu borcu ve bütçe açıklarıyla mücadele eden Amerikan ekonomisinin yeni bir savaş yükünü uzun süre taşıması kolay görünmüyor.
İran açısından ise yıllardır devam eden yaptırımlar nedeniyle ekonomi oldukça kırılgan durumda bulunuyor. Enflasyon, işsizlik, döviz sıkıntısı ve yatırım eksikliği ülke ekonomisini zorlamaya devam ediyor. Böyle bir ortamda uzun süreli bir savaş İran için de ciddi risk oluşturuyor.
İşte bu nedenle uzmanların büyük bölümü "kontrollü gerilim" senaryosunun devam edeceğini düşünüyor.
Yani taraflar zaman zaman karşılıklı operasyonlar düzenleyebilir, ancak doğrudan büyük ölçekli bir savaş ihtimali şimdilik düşük görülüyor.
Peki bu süreçte en fazla etkilenecek alan hangisi olacak?
Şüphesiz enerji piyasaları...
İran, dünyanın en önemli petrol ve doğal gaz rezervlerinden birine sahip bulunuyor. Ayrıca Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olmayı sürdürüyor.
Boğazda yaşanabilecek en küçük güvenlik sorunu bile petrol fiyatlarını hızla yukarı taşıyabiliyor.
Petrol fiyatlarının yükselmesi ise yalnızca akaryakıtı etkilemiyor.
Ulaşım maliyetleri artıyor.
Üretim maliyetleri yükseliyor.
Elektrik fiyatları baskı altına giriyor.
Tarım sektöründe kullanılan mazot pahalanıyor.
Gıda fiyatları yükseliyor.
Sonuçta enflasyon yeniden hız kazanabiliyor.
Yani Orta Doğu'da yaşanan her kriz, dünyanın diğer ucundaki vatandaşın mutfağına kadar ulaşabiliyor.
Türkiye açısından bakıldığında ise gelişmeler son derece dikkatle takip ediliyor.
Çünkü Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke.
Petrol fiyatlarındaki her artış cari açığı büyütebiliyor.
Döviz ihtiyacını artırabiliyor.
Akaryakıt fiyatlarına zam baskısı oluşturabiliyor.
Sanayi üretim maliyetlerini yükseltebiliyor.
Dolayısıyla bölgede yaşanacak her yeni gerilim Türkiye ekonomisini de yakından ilgilendiriyor.
Ancak olayın yalnızca ekonomik boyutu yok.
Bölgesel güvenlik açısından da önemli riskler bulunuyor.
Irak, Suriye, Lübnan, Yemen ve Körfez ülkelerinde faaliyet gösteren çeşitli silahlı grupların sürece dahil olması halinde çatışmaların coğrafi alanı genişleyebilir.
Böyle bir durumda uluslararası deniz taşımacılığı da olumsuz etkilenebilir.
Sigorta maliyetleri yükselebilir.
Lojistik zincirleri aksayabilir.
Küresel ticarette yeni maliyet artışları görülebilir.
Önümüzdeki döneme ilişkin en güçlü tahminlerden biri, diplomatik görüşmelerin yeniden hız kazanacağı yönündedir.
Çünkü ne ABD ne de İran uzun süreli bir savaşın kazananı olacağını düşünmüyor.
Diplomasi zaman zaman kesintiye uğrasa bile tamamen ortadan kalkmış değil.
Arabulucu ülkelerin devreye girmesi, nükleer program konusunda yeni müzakere başlıklarının açılması ve bölgesel güvenlik mekanizmalarının yeniden oluşturulması ihtimaller arasında yer alıyor.
Elbette risk tamamen ortadan kalkmış değil.
Özellikle yanlış bir hesaplama, beklenmeyen bir saldırı veya üçüncü tarafların sürece müdahil olması halinde gerilim yeniden tırmanabilir.
Uluslararası ilişkiler tarihinde birçok savaşın plansız gelişmeler sonucunda büyüdüğü unutulmamalıdır.
Bu nedenle dünya kamuoyu her açıklamayı, her askeri hareketliliği ve her diplomatik görüşmeyi dikkatle izlemeye devam ediyor.
Sonuç olarak ABD ile İran arasındaki mücadele kısa vadede tamamen sona erecek gibi görünmüyor.
Ancak mevcut tablo, tarafların doğrudan büyük çaplı bir savaştan çok, kontrollü baskı politikalarını sürdürmeye çalışacağını gösteriyor.
Ekonomik yaptırımlar, siber operasyonlar, diplomatik pazarlıklar ve sınırlı askeri hamleler önümüzdeki dönemin en belirgin unsurları olmaya devam edebilir.
Bizlere düşen ise gelişmeleri yalnızca savaş haberleri olarak değil, ekonomik ve sosyal etkileriyle birlikte değerlendirmektir.
Çünkü bugün Orta Doğu'da yaşanan bir kriz; yarın pompaya yansıyan akaryakıt fiyatından market rafındaki ekmeğe, sanayi üretiminden enflasyona kadar hayatımızın her alanını etkileyebilmektedir.
Dileğimiz, silahların değil diplomasinin konuştuğu, ekonomik kaynakların savaşa değil kalkınmaya harcandığı, barışın ve istikrarın hâkim olduğu bir bölgenin oluşmasıdır. Çünkü savaşın kazananı olmaz; ancak barışın kazancı bütün insanlığa aittir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar












































