ORTA DOĞU'DA TIRMANAN GERİLİMİN PİYASALARA ETKİSİ
Dünya ekonomisi son yıllarda bir krizden çıkmadan diğerine yakalanıyor. Pandemi, yüksek enflasyon, faiz artışları, Rusya-Ukrayna savaşı derken şimdi de Orta Doğu'da yaşanan gerilim küresel piyasaların en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Bölgede yaşanan her askeri hareketlilik, sadece o ülkeleri değil, dünyanın dört bir yanındaki vatandaşların cebini de doğrudan etkiliyor.
Peki binlerce kilometre uzakta yaşanan bir çatışma Türkiye'deki vatandaşı neden ilgilendiriyor? Bunun cevabı aslında çok basit. Çünkü dünya ekonomisi artık birbirine sıkı sıkıya bağlı durumda. Bir ülkede yaşanan kriz, kısa süre içinde diğer ülkelere de yayılıyor.
En büyük etkiyi ise petrol ve doğal gaz fiyatlarında görüyoruz. Orta Doğu, dünyanın en büyük petrol üretim merkezlerinden biri. Burada yaşanan her gerginlik, petrol arzının aksayabileceği endişesini doğuruyor. Yatırımcılar da bu ihtimali fiyatlara yansıtıyor. Sonuçta petrol fiyatları yükseliyor.
Petrol fiyatlarının artması ise sadece akaryakıt istasyonlarını ilgilendirmiyor. Nakliye maliyetleri yükseliyor, fabrikaların enerji giderleri artıyor, üretim pahalı hale geliyor. Market raflarındaki ürünlerden toplu taşımaya kadar birçok alanda fiyatlar yukarı yönlü hareket ediyor.
Türkiye gibi enerjisinin büyük bölümünü ithal eden ülkeler bu süreçten daha fazla etkileniyor. Petrol ve doğal gaz için daha fazla döviz ödenmesi gerekiyor. Bu durum cari açığın büyümesine neden olurken döviz üzerindeki baskıyı da artırabiliyor.
Gerilimin arttığı dönemlerde yatırımcıların davranışları da değişiyor. Riskli gördükleri piyasalardan çıkıp daha güvenli limanlara yöneliyorlar. Altın, Amerikan doları ve bazı güçlü ülke tahvilleri bu dönemlerde en çok tercih edilen yatırım araçları arasında yer alıyor.
Bu nedenle küresel piyasalarda belirsizlik arttığında altın fiyatlarının yükseldiğini sık sık görüyoruz. Vatandaş da tasarruflarını korumak amacıyla altına yöneliyor. Aynı şekilde dövize olan talep de artabiliyor. Bu durum döviz kurlarında dalgalanmaya neden olabiliyor.
Borsa ise belirsizlikten hoşlanmayan bir yatırım alanıdır. Savaş ihtimalinin arttığı dönemlerde yatırımcılar hisse senedi satmaya başlayabiliyor. Özellikle hava yolu şirketleri, turizm sektörü, ulaştırma ve sanayi şirketlerinin hisselerinde zaman zaman sert düşüşler yaşanabiliyor. Çünkü yatırımcılar ekonomik faaliyetlerin yavaşlayabileceğini düşünüyor.
Öte yandan savunma sanayi şirketleri ile enerji sektöründe faaliyet gösteren bazı firmalar ise bu süreçten olumlu etkilenebiliyor. Ancak genel tabloya bakıldığında savaş ortamı hiçbir ekonomi için kalıcı bir kazanç anlamına gelmiyor. Belirsizlik yatırım kararlarını erteliyor, üretimi azaltıyor ve ekonomik büyümeyi yavaşlatıyor.
Orta Doğu'daki gerilim sadece enerji piyasalarını değil, deniz ticaretini de etkiliyor. Dünyanın en önemli petrol geçiş yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek en küçük aksama bile küresel ticareti zor durumda bırakabiliyor. Gemilerin sigorta maliyetleri yükseliyor, taşımacılık pahalanıyor, teslimat süreleri uzuyor. Bu da ithal edilen ürünlerin maliyetini artırıyor.
İş dünyası açısından bakıldığında belirsizlik yatırım kararlarının ertelenmesine yol açıyor. Şirketler yeni fabrika kurmak veya kapasite artırmak yerine beklemeyi tercih ediyor. Çünkü geleceği göremeyen yatırımcı risk almak istemiyor. Bu durum istihdamı ve ekonomik büyümeyi de olumsuz etkileyebiliyor.
Merkez bankaları da böyle dönemlerde oldukça dikkatli hareket ediyor. Bir tarafta yükselen enerji fiyatlarının enflasyonu artırma riski bulunurken diğer tarafta ekonomik büyümenin yavaşlama ihtimali ortaya çıkıyor. Bu nedenle para politikalarında dengeli adımlar atılması büyük önem taşıyor.
Vatandaş açısından bakıldığında ise en önemli konu panik yapmamak oluyor. Geçmişte yaşanan birçok uluslararası kriz, ilk günlerde piyasalarda sert dalgalanmalara neden olmuş ancak daha sonra dengelenme süreci başlamıştır. Bu nedenle söylentiler yerine güvenilir bilgi kaynaklarını takip etmek, ani yatırım kararlarından kaçınmak ve uzun vadeli düşünmek büyük önem taşıyor.
Türkiye ekonomisi son yıllarda birçok küresel şoku tecrübe etti. Pandemi, savaşlar, yüksek enflasyon ve enerji krizleri ekonomiyi zorladı. Buna rağmen üretim, ihracat ve sanayi faaliyetleri devam etti. Ancak küresel risklerin arttığı dönemlerde ekonomik disiplinin korunması, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, yerli üretimin güçlendirilmesi ve dışa bağımlılığın azaltılması her zamankinden daha önemli hale geliyor.
Sonuç olarak Orta Doğu'da yaşanan her gerilim, sadece bölge ülkelerinin değil bütün dünyanın ortak sorunu haline geliyor. Petrol fiyatlarından döviz kurlarına, borsadan market fiyatlarına kadar geniş bir alanda etkisini hissettiriyor. Bu nedenle barışın korunması sadece insani açıdan değil, ekonomik istikrar açısından da büyük önem taşıyor. Dünyada silahların susması, yalnızca insanların can güvenliğini değil, ülkelerin ekonomik geleceğini de güvence altına alacak en değerli adımdır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar












































