ERDOĞAN TRUMP GÖRÜŞMESİ VE PİYASALAR
Uluslararası siyaset ile ekonomi arasındaki bağ, çoğu zaman görünenden çok daha güçlüdür. Devlet başkanlarının el sıkışmaları, verilen mesajlar ve açıklanan hedefler, yalnızca diplomatik kulisleri değil, aynı zamanda küresel finans piyasalarını da doğrudan etkiler. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında gerçekleşen son görüşme de bu açıdan dikkatle incelenmeyi hak ediyor. Görüşmenin ardından gerek Türkiye gerekse küresel piyasalarda oluşan algı, kısa vadeli fiyatlamaların ötesinde uzun vadeli beklentiler için de ipuçları veriyor.
Diplomatik Zemin ve Mesajların Ekonomik Boyutu
Erdoğan ile Trump arasında yapılan görüşmede, ikili ticaret hacminin 100 milyar dolar seviyelerine çıkarılması yönünde verilen mesaj öne çıktı. Bu hedef, kulağa oldukça iddialı gelse de piyasalarda ilk yankısı “normalleşme sürecine giriliyor” algısı oldu. Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde son yıllarda yaşanan gerginlikler, özellikle yaptırım riskleri ve savunma sanayi alanındaki kısıtlamalar üzerinden piyasada ciddi bir belirsizlik yaratmıştı.
Görüşmede gündeme gelen konuların başında F-35 programı, CAATSA yaptırımları ve savunma iş birliği projeleri bulunuyor. Trump’ın yaptırımların kaldırılabileceği yönünde sinyal vermesi, yatırımcılar açısından risk primini aşağı çekebilecek güçlü bir mesaj olarak yorumlandı. Burada asıl mesele, bu sözlerin ne kadar somut adımlara dönüşeceği. Piyasalar, yalnızca söyleme değil, atılan adımlara da bakar.
Döviz Kuru ve Risk Primi Beklentileri
TL’nin kırılgan yapısı uzun süredir yatırımcıların gündeminde. Erdoğan–Trump görüşmesi sonrası oluşan olumlu hava, TL üzerindeki baskıyı bir miktar azalttı. Kısa vadede bu tür diplomatik temasların kur üzerinde rahatlatıcı etkisi olabilir. Ancak uzun vadede asıl belirleyici olan, Türkiye’nin enflasyonla mücadelesi, rezerv politikası ve yabancı sermaye girişlerinin sürdürülebilirliği olacaktır.
Risk primi açısından bakıldığında, Türkiye’nin CDS’lerinde aşağı yönlü bir hareket ihtimali doğabilir. Çünkü ABD ile ilişkilerdeki gerginlik, özellikle 2018 sonrası dönemden itibaren risk algısını artıran en önemli faktörlerden biriydi. Eğer görüşme sonrası süreç, yaptırımların gevşetilmesi ve savunma sanayi alanında yeni iş birlikleriyle desteklenirse, bu tablo yatırımcı güvenini pekiştirebilir.
Borsa İstanbul’un Perspektifi
Borsa İstanbul açısından bu görüşme, bir tür “moral dopingi” işlevi görebilir. Özellikle savunma sanayi, havacılık ve ihracat odaklı sektörlerde olumlu beklentiler öne çıkıyor. ABD ile ticaretin önünün açılması, bu alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin orta vadeli büyüme potansiyelini artırabilir.
Ancak burada da dikkat edilmesi gereken nokta, beklentilerin gerçeklerle ne kadar örtüşeceği. Eğer somut adımlar gecikirse, ilk etapta yaşanan yükselişler yerini hayal kırıklığı satışlarına bırakabilir. Piyasa aktörleri bu nedenle daha temkinli.
Tahvil ve Faiz Piyasaları
Tahvil piyasası da bu görüşmeden payına düşeni aldı. Yabancı yatırımcıların yeniden Türkiye tahvillerine dönme ihtimali, faizlerde aşağı yönlü bir beklenti yaratıyor. Çünkü güven artışı, özellikle uzun vadeli borçlanma maliyetlerinde düşüşe yol açabilir. Ancak küresel ölçekte ABD faiz politikasının seyrini de unutmamak gerekir. Eğer ABD’de faizler yüksek kalmaya devam ederse, Türkiye’nin cazip hale gelmesi için çok daha güçlü adımlar atması gerekir.
Beklentilerin Yönetimi ve Riskler
Her ne kadar görüşme sonrası “olumlu bir hava” oluşmuş olsa da piyasalarda beklenti yönetimi en az atılan adımlar kadar önemlidir. Eğer siyasetçiler güçlü sözler verir, fakat bunları kısa sürede somutlaştırmazsa, yatırımcı güveni hızla aşınabilir. Bu da TL’de yeniden baskı, borsada satış ve faizlerde yükseliş olarak geri dönebilir.
Ayrıca küresel belirsizlikler – ABD’nin faiz politikası, Çin ekonomisinin gidişatı, Ortadoğu’daki gerilimler – Türkiye piyasaları üzerinde dışsal baskılar yaratmaya devam edecektir. Yani Erdoğan–Trump görüşmesi tek başına Türkiye’nin tüm ekonomik risklerini bertaraf edemez.
Sonuç: Umut ile Gerçekçilik Arasında
Erdoğan–Trump görüşmesi, piyasalara kısa vadeli bir iyimserlik dalgası getirmiş görünüyor. Risk priminde gerileme ihtimali, TL’de değerlenme beklentisi ve Borsa İstanbul’da alım iştahı, bu tablonun doğal sonuçları. Ancak piyasa aktörleri, söylenen sözlerin somut adımlara dönüşmesini bekliyor. Yatırımların sürdürülebilirliği, ancak bu adımlar atıldığında mümkün olacak.
Dolayısıyla piyasalara yansıyan ilk olumlu hava, dikkatle korunmalı. Aksi halde “yüksek beklenti, düşük gerçekleşme” ikilemi, piyasada hayal kırıklığını beraberinde getirebilir. Bugün atılan her diplomatik adım, yarın ekonomik güveni yeniden tesis etmenin anahtarı olabilir. Fakat bunun için yalnızca Washington’daki görüşmeler değil, Ankara’daki ekonomi yönetiminin tutarlı politikaları da belirleyici olacaktır.
Erdoğan–Trump buluşması, piyasalar için pozitif ama kırılgan bir etki yarattı. Asıl sınav, verilen mesajların hangi hızda ve ne ölçüde hayata geçirileceğinde yatıyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar













































