2025 GENÇLİK İSTATİSTİKLERİ
Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayımladığı “İstatistiklerle Gençlik, 2025” bülteni, Türkiye’nin genç nüfus yapısında yaşanan dönüşümü bütün yönleriyle ortaya koydu. Eğitimden işgücüne, mutluluk düzeyinden yapay zeka kullanımına kadar pek çok başlıkta dikkat çekici veriler içeren çalışma, Türkiye’nin genç nüfus avantajını korusa da gelecekte yaşlanma sürecinin daha belirgin hale geleceğini gösteriyor.
Birleşmiş Milletler tanımına göre 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusun toplam nüfus içindeki payı gerilemeye devam ederken, uzmanlar bu sürecin ekonomik büyüme, işgücü piyasası, sosyal politikalar ve eğitim sistemi açısından önemli sonuçlar doğuracağına dikkat çekiyor.
GENÇ NÜFUSUN PAYI GERİLİYOR
TÜİK verilerine göre 2025 yılı sonunda Türkiye’nin nüfusu 86 milyon 92 bin 168 kişiye ulaştı. Bunun 12 milyon 708 bin 348 kişisini genç nüfus oluşturdu. Böylece gençlerin toplam nüfus içindeki oranı yüzde 14,8 olarak hesaplandı.
Bu oran ilk bakışta yüksek görünse de uzun vadeli eğilim dikkat çekiyor. Türkiye’de 1950 yılında genç nüfusun toplam nüfus içindeki payı yüzde 20,8 düzeyindeydi. Aradan geçen 75 yılda genç nüfus oranı belirgin biçimde geriledi.
Nüfus projeksiyonları ise bu düşüşün devam edeceğine işaret ediyor. Ana senaryoya göre genç nüfus oranının 2040 yılında yüzde 12,2’ye, 2060 yılında yüzde 10,3’e ve 2080’de yüzde 8,8’e kadar düşmesi bekleniyor. Doğurganlık hızındaki gerilemenin sürmesi halinde bu oranların daha da aşağı inebileceği öngörülüyor.
Bu tablo, Türkiye’nin uzun yıllardır sahip olduğu “genç nüfus avantajının” zamanla zayıflayabileceğini gösteriyor. Uzmanlara göre üretim kapasitesinin korunması, sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği ve ekonomik dinamizmin devamı için genç nüfusun eğitim ve istihdam süreçlerine daha güçlü şekilde katılması gerekiyor.
TÜRKİYE, AVRUPA’DAN DAHA GENÇ
Türkiye’nin genç nüfus oranı Avrupa Birliği ülkeleriyle kıyaslandığında hâlâ yüksek seviyede bulunuyor. Avrupa Birliği’nde 2025 yılı genç nüfus ortalaması yüzde 10,7 olarak hesaplandı.
AB ülkeleri arasında en yüksek genç nüfus oranına sahip ülkeler İrlanda, Hollanda ve Danimarka olurken, Malta, Bulgaristan ve Litvanya listenin son sıralarında yer aldı.
Türkiye’nin yüzde 14,8’lik genç nüfus oranı, Avrupa ortalamasının oldukça üzerinde gerçekleşti. Ancak dünya ortalamasıyla kıyaslandığında Türkiye’nin genç nüfus oranının artık küresel ortalamanın altında kaldığı görüldü. Dünya genelinde genç nüfus oranı yüzde 15,6 seviyesinde bulunuyor.
Bu durum, Türkiye’nin hem gelişmiş Avrupa ülkeleri ile hem de genç nüfusun yoğun olduğu gelişmekte olan ülkelerle arasında “ara bir demografik yapı” oluşturduğunu ortaya koyuyor.
DOĞU VE BATI ARASINDA GENÇLİK FARKI
İller bazındaki dağılım incelendiğinde Türkiye’de genç nüfusun bölgesel olarak ciddi farklılıklar gösterdiği görülüyor.
2025 yılında genç nüfus oranının en yüksek olduğu il yüzde 20,4 ile Şırnak oldu. Hakkari ve Siirt de genç nüfusun yoğun olduğu iller arasında yer aldı. Buna karşılık Balıkesir, Ordu ve Muğla genç nüfus oranının en düşük olduğu iller olarak öne çıktı.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde genç nüfus oranının yüksek seyretmesi, yüksek doğurganlık oranlarıyla ilişkilendirilirken; Batı bölgelerinde yaşlı nüfus oranının artması dikkat çekiyor.
Uzmanlara göre bu durum, eğitim yatırımları, istihdam planlaması ve şehirleşme politikalarında bölgesel farklılıkların dikkate alınmasını zorunlu hale getiriyor.
GENÇLERİN EN BÜYÜK GÖÇ NEDENİ EĞİTİM
İç göç hareketliliğinde en yoğun yaş grubunu yine gençler oluşturdu. 15-24 yaş grubundaki bireylerin şehir değiştirme nedenlerinde eğitim ilk sırada yer aldı.
2024 yılı verilerine göre yaklaşık 449 bin genç eğitim nedeniyle göç etti. İş bulma veya işe başlama amacıyla göç eden gençlerin sayısı 102 bin 660 oldu.
Bu tablo, üniversite eğitiminin ve mesleki fırsatların gençlerin yaşam tercihleri üzerinde belirleyici olduğunu gösteriyor. Özellikle büyükşehirlerde yoğunlaşan üniversite ve iş imkanları, genç nüfus hareketliliğini artırıyor.
GENÇ KADINLARDA EĞİTİM DAHA YÜKSEK
Yükseköğretimde net okullaşma oranı yüzde 46,3 olarak gerçekleşti. Kadınların yükseköğretime katılım oranının erkeklerden daha yüksek olması dikkat çekti.
Kadınlarda net okullaşma oranı yüzde 53’e ulaşırken erkeklerde bu oran yüzde 39,9’da kaldı.
Bu durum, son yıllarda kadınların eğitim alanında daha görünür hale geldiğini gösteriyor. Ancak eğitimdeki bu yükselişin işgücü piyasasına aynı ölçüde yansımadığı görülüyor.
GENÇ KADINLARDA İŞSİZLİK YÜKSEK
Genç işsizliği 2025 yılında yüzde 15,3 seviyesine geriledi. Ancak cinsiyet farkı belirginliğini korudu.
Genç erkeklerde işsizlik oranı yüzde 11,7 olurken genç kadınlarda bu oran yüzde 22,1 olarak gerçekleşti. Ne eğitimde ne istihdamda bulunan gençlerin oranı ise yüzde 23,3’e yükseldi.
Kadınlarda “ne eğitimde ne istihdamda” olan gençlerin oranının yüzde 30,9’a çıkması dikkat çekti. Bu tablo, genç kadınların işgücüne katılımında yapısal sorunların devam ettiğini ortaya koyuyor.
Ekonomistler, kadınların eğitim seviyesindeki yükselişin istihdama dönüşebilmesi için kreş destekleri, esnek çalışma modelleri ve fırsat eşitliği politikalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
HİZMET SEKTÖRÜ GENÇLERİN ANA ÇALIŞMA ALANI
İstihdam edilen gençlerin yüzde 57,9’u hizmet sektöründe çalışıyor. Sanayi sektörünün payı yüzde 30,5 olurken tarımın payı yüzde 11,6 seviyesinde kaldı.
Kadın gençlerin hizmet sektöründe yoğunlaşması dikkat çekiyor. Genç kadınların yaklaşık yüzde 70’i hizmet sektöründe çalışırken, erkeklerde sanayi sektörünün daha baskın olduğu görülüyor.
Bu dağılım, Türkiye ekonomisinin giderek hizmet ağırlıklı bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor.
GENÇLERİN MUTLULUK KAYNAĞI SAĞLIK
Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre gençlerin yüzde 54,4’ü kendisini mutlu hissettiğini belirtti. Mutlu olduğunu söyleyen genç kadınların oranı erkeklerden daha yüksek çıktı.
Gençlerin mutluluk kaynağı sıralamasında sağlık ilk sırada yer aldı. Sağlığı başarı ve para takip etti.
Araştırma sonuçları, gençlerin ekonomik beklentiler kadar fiziksel ve ruhsal iyi oluşa da önem verdiğini ortaya koyuyor.
Bununla birlikte gençlerin yüzde 87,2’sinin sağlık durumundan memnun olduğunu belirtmesi dikkat çekici bir veri olarak öne çıktı.
ŞİDDET VERİLERİ ENDİŞE YARATTI
Araştırmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri genç kadınlara yönelik şiddet verileri oldu.
2024 yılı sonuçlarına göre 15-24 yaş grubundaki genç kadınlar son 12 ayda en fazla psikolojik şiddete maruz kalan grup oldu. Psikolojik şiddeti dijital şiddet, ısrarlı takip ve ekonomik şiddet izledi.
Özellikle dijital şiddet oranlarının yükselmesi, sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte yeni risk alanlarının ortaya çıktığını gösteriyor.
Uzmanlar, genç kadınların dijital güvenlik, psikolojik destek ve hukuki koruma mekanizmalarına erişiminin güçlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
YAPAY ZEKA GENÇLERİN GÜNDEMİNDE
2025 verileri, gençlerin teknoloji kullanımında hızlı bir dönüşüm yaşadığını da gösterdi.
16-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 39,4’ü üretken yapay zeka kullandığını beyan etti. Yapay zekayı en fazla özel amaçlarla kullanan gençler, aynı zamanda eğitim süreçlerinde de bu teknolojilerden yoğun biçimde yararlanıyor.
Genç kadınların yapay zeka kullanım oranının erkeklerden biraz daha yüksek çıkması dikkat çekti.
Yapay zekayı kullanmayan gençlerin büyük bölümü ise buna ihtiyaç duymadığını ifade etti. Bir kısmı ise teknolojinin nasıl kullanılacağını bilmediğini söyledi.
Bu tablo, dijital okuryazarlığın geleceğin en kritik alanlarından biri olacağını gösteriyor.
GELECEĞİN TÜRKİYESİ İÇİN GENÇLİK POLİTİKALARI BELİRLEYİCİ OLACAK
TÜİK’in “İstatistiklerle Gençlik, 2025” çalışması, Türkiye’nin yalnızca genç nüfus büyüklüğünü değil, aynı zamanda gençlerin yaşam koşullarını, beklentilerini ve karşı karşıya oldukları sorunları da gözler önüne serdi.
Eğitimde ilerleme kaydedilmesine rağmen işgücü piyasasında devam eden eşitsizlikler, genç kadınların karşı karşıya kaldığı şiddet riski, yapay zekanın yükselişi ve azalan genç nüfus oranı, önümüzdeki dönemde kamu politikalarının merkezinde yer alacak başlıklar arasında bulunuyor.
Türkiye’nin demografik dönüşüm sürecinde gençlerin üretime, eğitime ve sosyal yaşama daha güçlü katılımını sağlayacak politikaların geliştirilmesi, ülkenin ekonomik ve toplumsal geleceği açısından kritik önem taşıyor.
Kaynak: TÜİK
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar












































