Türkiye ekonomisi son yıllarda büyüme rakamlarıyla öne çıksa da bu büyümeden kimlerin pay aldığı ve kimin daha fazla yoksullaştığı sorusu gittikçe daha büyük bir önem kazandı. Açıklanan resmi veriler, kârlılığı azalan sanayi kuruluşlarına rağmen ücretlilerin üzerindeki yükün giderek arttığını ortaya koyuyor. İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) hazırladığı 2024 yılına ait “500 Büyük Sanayi Kuruluşu” raporu ile sendikaların yaptığı açıklamalar, toplumda gelir eşitsizliğinin tarihin en yüksek seviyelerine ulaştığını gözler önüne seriyor.
Bu tabloyu daha iyi anlayabilmek için önce gelir dağılımı ölçümünde kullanılan temel göstergelerden biri olan Gini katsayısına göz atalım.
GİNİ KATSAYISI NEDİR?
Gini katsayısı, bir ülkede gelir ya da servet dağılımının ne derece adil olduğunu ölçen en önemli göstergelerden biridir. 0 ile 1 arasında bir değer alır:
0 değeri, mükemmel eşitliği (herkesin geliri aynı)
1 değeri ise tam eşitsizliği (tüm gelirin bir kişide toplanması) ifade eder.
Bu katsayı, Lorenz eğrisi adı verilen grafik üzerinden hesaplanır. Eğer bir toplumda yüksek gelirli azınlık büyük gelir dilimini elinde tutuyorsa, Gini katsayısı 1’e yaklaşır. Tersine, gelirler daha eşit dağılmışsa, bu katsayı 0’a yaklaşır.
Gini katsayısı Türkiye’de 2000’li yıllarda çeşitli dalgalanmalar gösterse de son birkaç yılda ciddi bir bozulma eğilimine girdi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) son yayımladığı verilere göre, Türkiye’de Gini katsayısı 0,433 ile son yılların en yüksek seviyesine ulaştı. Bu da Türkiye’nin, Avrupa ülkeleri arasında gelir adaletsizliğinde en kötü performans gösteren ülkeler arasında olduğunu ortaya koyuyor.
RAKAMLAR YÜKSEK AMA EMEKÇİNİN PAYI DÜŞÜK
İSO’nun yayımladığı 2024 araştırması dikkat çekici rakamlar içeriyor:
Sanayi sektöründeki brüt işçilik ödemesi %90 artarak 818 milyar TL’ye çıktı.
Net katma değerden işçiye ayrılan pay %66,7’ye yükseldi.
Kişi başı brüt işçilik maliyeti %86 arttı.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Bu artış işçilerin reel maaşlarında bir iyileşme olduğunu göstermiyor. Çünkü bu brüt rakamın içinde sadece işçinin maaşı değil; kıdem tazminatı, SGK primleri, yöneticilere ödenen yüksek maaşlar ve EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) nedeniyle yapılan yüklü emeklilik ödemeleri de yer alıyor. Bu nedenle, aslında işçilerin cebine giren net gelirde ciddi bir artış olmadığı gibi, enflasyon karşısında değer kaybı söz konusu.
‘YÜK EMEKÇİYE BİNDİRİLDİ’
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkan Yardımcısı Özkan Atar, İSO 500 verilerini değerlendirirken “Cumhuriyet tarihinin en adaletsiz gelir dağılımı yaşanıyor” diyerek durumu çok açık özetliyor.
Atar’a göre, 2022 ve 2023 yıllarında uygulanan ekonomi politikaları yerli ve yabancı sermaye lehine dizayn edildi. Merkez Bankası’nın zararları, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sisteminin maliyeti ve siyasi gerekçelerle yapılan ekonomik manevraların faturası doğrudan halka kesildi.
2023-2024 döneminde dikkat çeken uygulamalar:
Merkez Bankası, KKM uygulaması nedeniyle 1,5 trilyon TL zarar etti.
2001 ekonomik krizinden bu yana en yüksek faiz oranlarına ulaşıldı.
“Faiz artmaz” söylemleri sonucunda döviz çıkışları ve piyasa tedirginliği yaşandı.
Devletin vergi gelirleri büyük oranda halktan toplanırken, sermaye kesimine yönelik teşvikler artırıldı.
Bu tabloyu gören milyonlarca ücretli, "bu büyümeden biz ne alıyoruz?" sorusunu haklı olarak sormaya başladı. Çünkü veriler gösteriyor ki, krizin yükü esas olarak emekçilerin sırtına yıkılıyor.
ASGARİ ÜCRET AÇLIK SINIRININ ALTINDA
2024 yılının başında yapılan %30’luk asgari ücret artışı, TÜİK’in bile açıklamaktan çekindiği gerçek enflasyon oranının çok altında kaldı. Açlık sınırının bile altına düşen bu ücret artışıyla, Türkiye’de çalışanların çok büyük bir kesimi "çalışan yoksullar" kategorisinde kalmaya devam etti.
2024 yılı başında:
Asgari ücret: 17.002 TL
4 kişilik ailenin açlık sınırı: 18.500 TL
Yoksulluk sınırı: 45.000 TL üzeri
Açıklanan bu veriler, aslında ücretlilerin yaşam şartlarının ne denli kötüleştiğini somut biçimde ortaya koyuyor. Sendikalar da bu tabloya karşı toplu sözleşmeler yoluyla direnmeye çalışıyor. Ancak reel ücretlerin sistematik olarak baskılandığı bir ortamda, bu mücadele büyük engellerle karşılaşıyor.
GELİR ADALETSİZLİĞİ NEDEN ÖNEMLİDİR?
Gelir dağılımındaki adaletsizlik sadece ekonomik değil; aynı zamanda sosyal ve siyasal bir sorundur. Aşırı gelir eşitsizliği olan toplumlarda:
Sosyal huzursuzluk artar.
Eğitim, sağlık ve adalet gibi temel hizmetlere erişim bozulur.
Demokrasi zayıflar, toplumsal kutuplaşma derinleşir.
Türkiye’de son dönemde yaşananlar, bu eşitsizliklerin toplumsal sonuçlarının çok yaklaştığını gösteriyor. Yoksullaşan bir toplumun dayanma gücü düşerken, büyüyen sermayenin ise bu eşitsizlikten kâr elde ettiği görülüyor.
SONUÇ: ADALET YOKSA REFAH DA YOK
İSO 500 verileri, sanayide üretimin arttığını, maaş giderlerinin de büyüdüğünü gösterse de bu refah artışının adil paylaşılmadığını açıkça ortaya koyuyor. Gelir dağılımındaki bu adaletsizlik, ekonomik büyümeyi sürdürülebilir olmaktan çıkarıyor.
Çözüm için öneriler:
Asgari ücrete en azından enflasyon oranında ara zam yapılmalı.
Vergi sisteminde reform şart: Dolaylı vergiler azaltılmalı, yüksek gelirlilerden daha fazla vergi alınmalı.
Toplu sözleşmelerde reel ücret kaybı önlenmeli.
EYT ve kıdem tazminatı gibi ödeme kalemleri, işçi maaşlarından bağımsız raporlanmalı.
Gini katsayısı ve benzeri eşitsizlik göstergeleri kamusal gündemde tutulmalı.
Türkiye, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken gelir adaletini sağlamak ve emeğin hakkını teslim etmek zorundadır. Aksi halde büyüyen ekonomi sadece rakamlarda kalacak, toplumun büyük kısmı bu büyümenin dışında kalmaya devam edecektir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar














































