Tarladan Markete Uzanan Uçurum
Üretici Zarar Ederken Tüketici Fiyatla Boğuşuyor
Her geçen gün soframıza gelen gıdanın maliyeti artıyor ama bu artışın kazananı ne üretici ne de tüketici oluyor. Tarlada alın teriyle yetiştirilen ürünler market raflarına ulaşana kadar fiyatını katlarken, çiftçi zarar ediyor, tüketici ise cebinden daha fazlasını ödüyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) Mart ayı verileri, bu çarpıklığı net bir şekilde gözler önüne seriyor.
Geçmişte “kazanırsak hep birlikte kazanırız” denirdi; artık bu söz geride kalmış gibi. Çünkü üretici zarar ederken, gıda zincirinin başka halkaları fiyatları üçe katlıyor. Ben de üreticinin yaşadığı sıkıntıları yakından takip eden biri olarak, bu tabloya kayıtsız kalamıyorum. Gıda fiyatları sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir mesele haline geldi.
Marketle Tarla Arasındaki Fiyat Makası 3 Kata Çıktı
TZOB’un Mart ayına ilişkin yaptığı araştırmaya göre, market ve üretici fiyatları arasındaki fark bazı ürünlerde üç kata kadar çıktı. Bu, sadece bir rakam değil; üreticinin emeğinin karşılığını alamadığı, tüketicinin ise aynı ürüne fazla para ödediği anlamına geliyor.
Özellikle kuru fasulyede fiyat makası dikkat çekici. Üretici tarlasından kilosunu ortalama 20-25 liradan satmaya çalışırken, aynı ürün markette 60 liraya kadar çıkıyor. Limon da hem üreticide hem markette ciddi fiyat artışı gösterdi. Mart ayında limon üretici fiyatı yüzde 68,3 artarken, marketteki fiyatı yüzde 53,7 oranında zamlandı. Patates de benzer bir seyir izledi; üreticide yüzde 28,3 artarken, markette yüzde 38,8 oranında zam gördü. Antep fıstığı gibi bazı ürünlerde de yüzde 20 civarında artışlar yaşandı.
Bu farklar sadece doğal enflasyonla açıklanamaz. Burada ciddi bir yapısal sorun var. Ürün tarladan çıkıp soframıza gelene kadar geçen süreçte birçok el değiştiriyor ve her aşamada üzerine fiyat biniyor. Ancak bu zincirin başındaki çiftçi, en az kazanan konumunda.
Üretici Girdi Maliyetleriyle Boğuşuyor
Üretici sadece satış fiyatlarıyla değil, aynı zamanda artan girdi maliyetleriyle de mücadele ediyor. Mart ayı verilerine göre, mazot fiyatı bir yılda yüzde 11,1 oranında arttı. Tarımsal üretimde en çok kullanılan girdilerden biri olan üre gübresi ise yüzde 32,3 oranında zamlandı. Süt yeminde yüzde 24,9’luk, elektrik fiyatlarında ise yüzde 30,4’lük bir artış yaşandı.
Bu rakamlar, üreticinin maliyetlerinin hızla yükseldiğini ama satış fiyatlarının aynı oranda artmadığını gösteriyor. Haliyle üretici, zararına bile satış yapamaz hale geliyor. Özellikle küçük üreticiler, bu yükün altından kalkamıyor ve üretimden çekiliyor. Bu da hem kırsal göçü artırıyor hem de ülkenin gıda arz güvenliğini tehlikeye atıyor.
Yerli Üretim Gerilerken İthalat Artıyor
Üretimden çekilmenin ve maliyetlerin artmasının doğal sonucu, ithalata yönelmek oluyor. Türkiye tarım ülkesi olmasına rağmen artık birçok ürünü dışarıdan alır hale geldi. TZOB’un verilerine göre, tarım ve gıda sektöründe yılın ilk iki ayında 850 milyon dolarlık dış ticaret açığı verildi. Bu tablo uzun vadede sürdürülemez.
Bir zamanlar ihraç ettiğimiz ürünleri şimdi ithal eder hale geldik. Bu da üreticiyi koruyamadığımızın ve yerli üretimi yeterince destekleyemediğimizin açık bir göstergesi. Üretici para kazanamadığı sürece, gıda fiyatları düşmeyecek. Çünkü üretici üretmeyecek.
Tüketiciye de Yarayan Bir Sistem Kurulmalı
Peki çözüm ne? Öncelikle üreticinin girdi maliyetlerini azaltmak ve daha adil bir fiyat politikası uygulamak gerekiyor. Üretici ile market arasındaki zincir şeffaflaştırılmalı. Aracılar bu kadar yüksek kâr marjlarıyla çalışmamalı. Devlet, hem üreticiye hem tüketiciye nefes aldıracak politikalar geliştirmeli.
Kooperatifçilik teşvik edilmeli, üretici doğrudan tüketiciyle buluşabilmeli. Ayrıca, tarımsal destekler zamanında ve yeterli düzeyde verilmeli. Tarım sadece ekonomik değil, stratejik bir sektör. Bu bilinçle hareket etmemiz gerekiyor.
Sonuç: Kazanan Olmayan Bir Ekonomi
Bugünkü sistemde kazanan yok. Üretici zarar ediyor, tüketici yüksek fiyatlara mahkum ediliyor. Bu kısır döngüyü kırmak zorundayız. Aksi takdirde soframızdaki ürünlerin yerli üretimden çıktığı günleri sadece hatırlamakla yetineceğiz. Türkiye’nin tarım potansiyeli yüksek ama bu potansiyeli değerlendirmek için önce üreticiyi yaşatmak zorundayız.
Ben bu tabloyu endişeyle izliyorum ve bir vatandaş olarak, üretimin devam etmesini istiyorum. Gıda sadece bir tüketim kalemi değil; bağımsızlığımızın, sağlığımızın ve geleceğimizin teminatıdır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar














































