Türkiye’de tarım sektörü, 2025 yılına girerken zaten zorlu bir döneme hazırlanıyordu. Ancak bu yıl, beklenmedik ölçüde şiddetli kuraklık ve aşırı sıcaklıklarla birlikte nisan ayında yaşanan zirai don, çiftçiyi deyim yerindeyse “çifte darbeyle baş başa bıraktı. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’ın dikkat çektiği veriler, işin boyutunu ve gelecek açısından taşıdığı riskleri çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Kuraklık Tarımda Ne Demek?
Kuraklık, sadece tarladaki ürünün yeterince sulanamaması anlamına gelmiyor. Özellikle Türkiye gibi Akdeniz iklim kuşağında yer alan ülkelerde, kuraklık:
Tohumun çimlenmesini engelliyor,
Bitkilerin gelişim dönemlerinde stres yaratıyor,
Verim kaybını artırıyor,
Üretici maliyetlerini yükseltiyor,
Tüketici için fiyat artışlarını tetikliyor.
Bu zincirin ilk halkası çiftçiyi etkilerken, en son halkası sofradaki ekmeğin fiyatına kadar uzanıyor.
Verim Kayıplarının Boyutu ve Çiftçinin Durumu
TZOB verilerine göre, kuru tarım yapılan tahıl alanlarında verim dekara 50 kilograma kadar düştü. Bu rakam, bazı çiftçiler için hasat maliyetini bile karşılayamayacak kadar düşük. Yani çiftçi biçerdöveri tarlaya sokmanın maliyetini bile göze alamıyor.
Daha da kötüsü; kuraklık sadece kuru alanlarla sınırlı kalmadı. Sulama yapılan tarlalarda da yağış eksikliği ve yüksek sıcaklıklar nedeniyle verimler düştü. Bu durum, sadece bireysel çiftçilerin değil; Türkiye’nin toplam gıda arzının da daralmasına yol açıyor.
Nisan ayında yaşanan zirai don, özellikle meyve üretimini vurdu. Şimdi de kuraklık; buğday, arpa ve mercimek gibi temel ürünlerde verim düşüşü getirdi. Bu iki felaket üst üste eklenince, 2025 yılı tarım sektörü için adeta bir “doğal afet yılı” haline geldi.
Marmara ve Trakya'da Büyük Alarm
Kuraklığın en net hissedildiği bölgelerden biri Marmara ve özellikle Trakya. Türkiye’nin ayçiçeği üretiminin yaklaşık yüzde 35’inin karşılandığı Trakya’da, bu yıl yağışlar normalin yüzde 29 altında kaldı. Haziran ayında ise Marmara, son 54 yılın en düşük yağışını gördü.
Bu tablo, ayçiçeği için kritik dönemde sıcaklıkların artması ve yağışın yetersiz kalması anlamına geliyor. TZOB’ün sahadan aldığı bilgilere göre; ayçiçeği bitkileri aşırı sıcak ve nem yetersizliği nedeniyle strese girdi. Bu da verim kaybı riskini artırıyor.
Üstelik 2025 Haziran ayı, Türkiye genelinde son 55 yılın en sıcak dördüncü haziranı olarak kayıtlara geçti. Marmara Bölgesi’nde sıcaklıklar mevsim normallerinin 1,5 derece üzerinde gerçekleşti. Bu artış, tarımsal üretimde dengesizliği daha da körüklüyor.
Ekonomik ve Sosyal Etkiler
Kuraklık ve don gibi doğal afetlerin ekonomik etkileri sadece çiftçiyle sınırlı kalmaz. Zincirin devamı tüketiciye ve genel ekonomik tabloya kadar uzanır:
*Üretimde düşüş → Arz azalır
*Arz azalınca → Ürün fiyatları yükselir
*Fiyatlar artınca → Enflasyon yükselir, alım gücü düşer
*Çiftçi zarar ederse → Borcunu ödeyemez, üretimden çekilir
*Üretimden çekilen çiftçi sayısı artarsa → Türkiye, bazı gıda ürünlerinde ithalata daha bağımlı hale gelir
Bu tablo, özellikle dar gelirli vatandaşlar için mutfak enflasyonunu daha ağır hale getirir. Çiftçinin tarlayı terk etmesi, sadece bireysel bir kayıp değil; milli ekonomide ve gıda güvenliğinde bir boşluk demektir.
Çiftçinin Beklentisi ve TZOB’un Çağrısı
Çiftçinin şu anda en büyük ihtiyacı, borç yükünü hafifletmek ve önünü görebilmek. TZOB Genel Başkanı Bayraktar’ın talebi de bu yüzden çok net:
“Doğal afetlerden zarar gören çiftçilerin, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları faizsiz olarak en az 1 yıl ertelensin.”
Ayrıca, nisan ayında don nedeniyle zarar gören çiftçilere sigortası olmasa da yapılan devlet desteğinin, kuraklıktan etkilenen çiftçilere de verilmesi isteniyor.
Bu talepler, çiftçiye kısa vadede nefes aldırabilir; tarlasını terk etmesini, borç içinde batmasını önleyebilir.
Uzun Vadede Ne Yapılmalı?
Kısa vadeli destekler elbette çok önemli, ancak asıl çözüm uzun vadeli, kalıcı tedbirlerde yatıyor:
*Kuraklığa ve sıcağa dayanıklı tohum çeşitlerinin geliştirilmesi
*Damla sulama ve yağmurlama gibi modern sulama tekniklerinin yaygınlaştırılması
*Tarım sigortasının kapsayıcılığının artırılması
*Üretim planlamasının bölgesel iklim verileriyle yapılması
*Çiftçiye doğru zamanda ve hedefe yönelik destek verilmesi
Bunlar hayata geçirildiğinde; kuraklık, don ve diğer doğal afetlerin etkileri hafifletilebilir.
Çiftçiyi Korumak, Sofrayı Korumaktır
Bugün borç ertelemesi, doğru destek ve modernleşme; çiftçiyi ayakta tutmak için şart. Çünkü üretim sürmezse, fiyatlar yükselir; ithalat artar ve toplumun en kırılgan kesimleri bundan en çok zarar görür.
Çiftçiyi ayakta tutmak; sadece bir meslek grubunu değil, soframızdaki ekmeği, yağımızı, meyvemi korumak demektir. Kuraklık ve don gibi felaketlere karşı alınacak her tedbir; gıda güvenliğimiz, ekonomik istikrarımız ve sosyal huzurumuz için bir zorunluluktur.
Özetle:
2025 yılı, Türkiye tarımı için şimdiden zor bir yıl oldu. Ancak doğru adımlar atılırsa, bu kriz kalıcı bir çöküşe dönüşmeden kontrol altına alınabilir.
Çiftçimizin talebi net ve haklı: Borçların ertelenmesi, devlet desteği ve uzun vadeli çözümler.
Çünkü çiftçi üretmezse, hepimiz kaybederiz.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar














































