KIRMIZI ET FİYATLARININ TIRMANIŞI VE SONUÇLARI
Türkiye’de son yıllarda gıda fiyatları genel olarak yüksek bir ivmeyle artış gösterirken, kırmızı et fiyatlarındaki yükseliş bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Resmî veriler, son üç yılda gıdadaki ortalama artışın %327 seviyesinde gerçekleştiğini, ancak dana etinde fiyat artışının %591’e ulaştığını ortaya koyuyor. Yani kırmızı et, enflasyonu adeta katlayarak vatandaşın sofrasında “ulaşılması en güç besin” konumuna gelmiş durumda.
Bu gelişme yalnızca mutfak ekonomisini değil, halk sağlığını, beslenme alışkanlıklarını ve tarımsal üretim politikalarını da doğrudan etkiliyor. Türkiye’nin kırmızı ette yaşadığı bu kriz, aynı zamanda bir sosyo-ekonomik tabloyu da gözler önüne seriyor.
Enflasyonu Geride Bırakan Bir Tırmanış
Enflasyon, halkın cebindeki paranın alım gücünü hızla eritirken, kırmızı et fiyatları bu süreci daha da çetin hâle getiriyor. Ortalama bir memur ya da asgari ücretle geçinen aile için kırmızı et, artık haftalık değil, neredeyse “bayramlık” bir besin hâline gelmiş durumda.
Örneğin 2022’de kilogram fiyatı 120-150 TL bandında olan dana etinin, 2025 itibarıyla 700-800 TL seviyelerine dayanması, fiyatların yalnızca artmadığını; aynı zamanda tüketici gelirlerine oranla uçurum yarattığını gösteriyor. Bu durum, halkın alım gücünün her geçen gün daralmasına neden oluyor.
Halkın Alım Gücü ve Sofralardaki Boşluk
Bir ailenin dengeli beslenmesi için haftalık olarak belirli miktarda protein tüketmesi gerekiyor. Ancak kırmızı et fiyatlarındaki fahiş artış, dar ve orta gelirli ailelerin bu ihtiyacını karşılamasını neredeyse imkânsız hale getirdi.
Artık birçok aile protein ihtiyacını ya beyaz etle ya da baklagillerle gidermeye çalışıyor. Ancak bu da uzun vadede sağlık sorunlarına davetiye çıkarıyor. Çünkü kırmızı ette bulunan demir, B12 vitamini ve çinko gibi besin öğeleri, özellikle çocuklar ve gençler için kritik öneme sahip. Yeterli protein alamayan nesiller, ilerleyen yıllarda daha büyük sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir.
Özetle, kırmızı et fiyatlarının ulaştığı seviyeler yalnızca bir “ekonomi” meselesi değil; aynı zamanda “halk sağlığı” ve “gelecek nesillerin gelişimi” açısından ciddi bir tehdit.
Erişim Zorluğu: Kırsaldan Kente Uzanan Çelişki
Kırmızı etin en ironik noktalarından biri, üretimin yoğun olduğu bölgelerde bile vatandaşın ete erişememesi. Kırsal kesimde hayvancılık yapan üreticiler, yüksek maliyetler nedeniyle kendi yetiştirdiği hayvanın etini tüketemez hale geldi.
Yem fiyatlarının dövize bağlı olarak artması, veterinerlik hizmetlerinden enerji maliyetlerine kadar birçok girdinin yükselmesi, üreticiyi de tüketiciyi de aynı anda sıkıştırıyor. Sonuçta üretici emeğinin karşılığını alamazken, tüketici de ürünün bedelini ödeyemiyor.
Bu çelişki, Türkiye’de tarımsal üretim ve hayvancılık politikalarının yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor.
İthalat Çıkmazı: Çözüm mü, Geçici Bir Nefes mi?
Son yıllarda kırmızı et fiyatlarının yükselişi karşısında başvurulan en temel yöntemlerden biri, ithalat oldu. Ancak bu politikanın uzun vadeli çözüm sağlamadığı defalarca görüldü.
Et ve canlı hayvan ithalatı, kısa vadede piyasaya nefes aldırsa da yerli üreticinin rekabet gücünü kırıyor. Çiftçi, maliyetlerin yüksekliği karşısında üretimi bırakırken, ülke daha fazla dışa bağımlı hale geliyor.
Öte yandan küresel et piyasasında da fiyatların yükselmesi, ithalatın eskisi kadar “ucuz” bir seçenek olmadığını gösteriyor. Brezilya, Arjantin ve Avrupa’daki tedarik sorunları, Türkiye’nin ithalata dayalı çözüm arayışını da sınırlıyor.
Beslenme Açısından Yarattığı Olumsuzluklar
Kırmızı etin sofradan çekilmesi, toplumda beslenme dengelerini bozuyor. Özellikle düşük gelirli ailelerde çocukların gelişiminde önemli rol oynayan protein açığı, ileride ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
Bunun yanı sıra beslenme alışkanlıklarının zorunlu olarak değişmesi, sosyo-kültürel açıdan da etki yaratıyor. Türk mutfağının en temel yemeklerinden kebaplar, etli tencere yemekleri ya da köfte gibi geleneksel yemekler, birçok aile için artık ulaşılması güç bir lüks haline gelmiş durumda.
Önümüzdeki Sürece Dair Tahminler
Ekonomistler ve sektör temsilcileri, kırmızı et fiyatlarındaki artışın önümüzdeki dönemde de devam edeceğini öngörüyor. Bunun birkaç temel sebebi var:
Üretim maliyetlerindeki artış: Yem, enerji, nakliye gibi maliyetler dövize endeksli ve küresel dalgalanmalardan etkileniyor.
Hayvan varlığındaki daralma: Küçük üreticilerin sektörden çekilmesi, hayvan sayısında azalmaya yol açıyor.
İthalatın sınırları: Küresel piyasalarda yaşanan arz sıkıntısı, ithalatı da pahalı hale getiriyor.
Tüketici talebindeki kırılma: Yüksek fiyatlar tüketimi düşürüyor; bu da piyasada dengesizlik yaratıyor.
Bu tablo, kırmızı etin orta vadede daha da ulaşılmaz hale geleceğinin işareti.
Ne Yapılmalı?
Uzmanlara göre çözüm, ithalat yerine yerli üretimi desteklemekten geçiyor.
Yem maliyetlerinin düşürülmesi,
Küçük üreticilerin teşviklerle yeniden kazanılması,
Kooperatifleşmenin güçlendirilmesi
gibi adımlar, kırmızı et krizini çözmek için atılması gereken en önemli stratejiler arasında yer alıyor.
Aksi halde kırmızı et, toplumun büyük kısmı için sadece “hatıralarda kalan bir besin” haline gelebilir.
Sonuç: Bir Lüks Değil, Temel İhtiyaç
Kırmızı et, yalnızca zengin sofralarının süsü olmamalı. Bir toplumun sağlıklı nesiller yetiştirmesi için her kesimin ulaşabileceği temel bir gıda maddesi olmalı. Bugün geldiğimiz noktada ise kırmızı et, enflasyonun da ötesinde, adeta “erişilmez bir ürün” haline geldi.
Türkiye’nin önümüzdeki süreçte atacağı adımlar, yalnızca kırmızı et piyasasının değil, halkın sağlığının ve geleceğinin de belirleyicisi olacak. Eğer üretim ayağa kaldırılmazsa, ithalat politikalarıyla günü kurtarmak mümkün görünmüyor.
Kırmızı et fiyatlarının geldiği seviye, bir ülkenin gıda güvenliği meselesi olarak ele alınmalı; çünkü bu yalnızca sofralardaki bir eksiklik değil, aynı zamanda toplumsal bir krizdir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar













































