Ortadoğu'da yıllardır devam eden bir gerilim var: İran ve İsrail. Bu iki ülke, doğrudan savaş ilan etmese de birbirine karşı yıllardır gölge savaş yürütüyor. Bu savaşta bazen bir bilgisayar virüsü sahneye çıkıyor, bazen bir bilim insanı sokak ortasında suikaste uğruyor. Kimi zaman da gökyüzü füzelerle kaplanıyor, sivil şehirler patlamalarla yankılanıyor. Son olarak 2025 Haziran ayında yaşanan “Yükselen Aslan” ve ardından İran’ın “Gerçek Söz” saldırılarıyla artık işler neredeyse açık savaşa dönüştü. Şimdi gelin, bu gerilimin kilometre taşlarına yakından bakalım.
GİZLİ OPERASYONLAR DÖNEMİ: BİR BİLGİSAYAR VİRÜSÜYLE BAŞLADI
Her şey 2010’da Stuxnet adlı bir bilgisayar virüsünün ortaya çıkmasıyla başladı. İran’ın nükleer tesislerine sızarak santrifüjleri bozdu, sistemi çökertti. ABD ve İsrail ortak yapımı olduğu düşünülen bu saldırı, aslında ilk siber savaşlardan biriydi. İran’a “sana yakınız ve seni uzaktan bile yavaşlatabiliriz” mesajı veriliyordu.
Bu hamle, İsrail’in İran’a karşı doğrudan askeri operasyon yapmadan da büyük zarar verebileceğini kanıtladı. İran bu olayı bir casusluk ve sabotaj olarak gördü ama misilleme yapmadı. Şimdilik.
NÜKLEER DOSYA AÇILIYOR: MOSSAD’IN GÖLGESİ
2018 yılında İsrail Başbakanı Netanyahu, ekran karşısına geçip İran’ın gizli nükleer arşivlerini ele geçirdiklerini açıkladı. Verilen mesaj netti: “İran’ın nükleer programı durmadı, sadece perde arkasında yürütülüyor.”
Bu açıklamalar, Tahran yönetiminin uluslararası anlaşmalara sadakatini sorgulatmaya başladı. Mossad'ın Tahran’dan binlerce belgeyi ele geçirmesi ise İsrail’in istihbarat kapasitesini ortaya koydu. İran bu kez öfkelendi ama yine doğrudan yanıt vermedi. Fakat sabır ipi iyice gerilmeye başlamıştı.
2020’DEN SONRA KAN DÖKÜLÜYOR: SUİKASTLAR VE PATLAMALAR
2020’ye gelindiğinde işler sertleşti. ABD Başkanı Trump, İran’la yapılan nükleer anlaşmadan çekildi. Aynı dönemde İsrail de İran’a yönelik operasyonlarını artırdı. İlk büyük olay, Natanz’daki nükleer tesiste meydana gelen patlamaydı. İran sabotaj olduğunu ve sorumlunun İsrail olduğunu iddia etti.
Kısa süre sonra ise İran’ın nükleer programının beyni olarak görülen Muhsin Fahrizade sokak ortasında öldürüldü. Uzaktan kumandalı bir makineli tüfekle gerçekleştirilen bu suikast, İran için kırmızı çizgiydi. Halk ayağa kalktı, yöneticiler intikam sözü verdi.
YÜKSELEN URANYUM SEVİYESİ, ZEHİRLİ ÖLÜMLER
2021 yılında İran, uranyumu %60 saflıkla zenginleştirdiğini açıkladı. Bu, nükleer silaha sadece bir adım kalması demekti. İsrail bu gelişmeyi tehdit olarak gördü ve Natanz’daki tesise bir sabotaj daha düzenlendi.
2022’de ise İran, İsrail’in iki bilim insanını zehirlediğini iddia etti. Net bilgi yoktu ama İran bu ölümleri rastlantı saymadı. Zehirlenmeler, suikastlar artık olağanlaşmıştı. Bu süreçte İran, dünya nezdinde sürekli tehdit altında olduğunu vurgulamaya başladı.
2023 VE SONRASI: PERDE AÇILIYOR, SALDIRILAR BAŞLIYOR
7 Ekim 2023’te Hamas, İsrail’e büyük bir saldırı düzenledi. Bu saldırı sonrası Gazze yerle bir oldu, binlerce kişi hayatını kaybetti. İran, Hamas’ı desteklediği için İsrail’in hedefinde yeniden İran vardı.
2024 yılı boyunca karşılıklı saldırılar hız kazandı: İran’ın doğalgaz boru hatları sabote edildi, Şam’daki İran Konsolosluğu vuruldu, İran ise İsrail’e 300’den fazla füze ve İHA göndererek misilleme yaptı. Sadece askeri hedefler değil, bölgedeki stratejik noktalar da hedefe alındı.
LİDERLER ÖLDÜRÜLÜYOR: PSİKOLOJİK EŞİK AŞILIYOR
2024 sonlarına doğru İsrail, İran destekli örgütlerin liderlerini hedef almaya başladı. Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah, Hamas lideri Yahya Sinvar ve İsmail Haniye, hava saldırılarında öldürüldü.
Bu saldırılar sadece askeri bir hamle değil, psikolojik bir mesajdı: “Liderlerinizi her yerde buluruz.” İran bu gelişmeleri doğrudan savaş nedeni olarak değerlendirdi.
2025: SAVAŞIN EŞİĞİNDE, “YÜKSELEN ASLAN” OPERASYONU
13 Haziran 2025 sabahı İsrail, Tahran’ı bombaladı. “Yükselen Aslan Operasyonu” adını verdikleri bu saldırıya yaklaşık 200 savaş uçağı katıldı. 100’den fazla hedef vuruldu. Ölenler arasında İran’ın üst düzey askeri yetkilileri ve nükleer programın başındaki bilim insanları da vardı.
Bu saldırının yapıldığı günün hemen öncesinde, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı İran’ı denetçilerle iş birliği yapmamakla suçlamış ve 20 yıl sonra ilk kez resmen kınamıştı. Yani zemin önceden hazırlanmıştı.
İsrail’in bu sert müdahalesine İran sessiz kalmadı.
“GERÇEK SÖZ” GELİYOR: YÜZLERCE FÜZEYLE YANIT
Aynı günün akşamında İran, “Gerçek Söz 3” adını verdiği karşı saldırıyı başlattı. Tahran yönetimi, İsrail’e yüzlerce füze ve İHA gönderdi. Tel Aviv, Kudüs ve birçok bölgede patlamalar yaşandı. İsrail bu saldırıları engellemeye çalışsa da bazıları sivil alanlara ulaştı.
Bu operasyon artık net bir şeyi gösterdi: İran da İsrail’e karşı doğrudan yanıt verecek kapasiteye sahip. “Vekâlet savaşı” dönemleri geride kaldı. Bu artık gerçek bir hesaplaşma.
ABD NE DİYOR?
ABD’den gelen açıklamalar ise karışık. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “Biz bu saldırıda yokuz,” dedi. Ama Trump, İran’a tehditler savurdu: “Ya anlaşmaya dönersiniz ya da sıradaki saldırılar daha sert olur.”
Bu açıklamalar, ABD’nin hem İsrail’e arka çıktığını hem de İran’a karşı açık mesajlar verdiğini gösteriyor. Ancak bu karmaşık tutum, bölgede gerilimi azaltmak yerine daha da artırabilir.
SONUÇ: SAVAŞIN GÖLGESİNDE DENGESİZ BİR ORTADOĞU
İran-İsrail gerilimi artık klasik diplomatik krizleri çoktan aşmış durumda. Karşılıklı saldırılar, suikastlar, tehditler ve misillemelerle bölge sürekli diken üstünde. Bu tansiyonun devam etmesi sadece iki ülkeyi değil, tüm Ortadoğu’yu ve hatta dünyayı derinden etkileyebilir.
Eğer taraflar masaya oturmaz, nükleer tehdit geri çekilmezse; bu kriz sadece Tel Aviv ve Tahran’ın değil, Ankara’nın, Riyad’ın, Moskova’nın ve hatta Pekin’in gündeminden düşmeyecek bir savaşa dönüşebilir. Herkesin şunu bilmesi gerekiyor: Artık küçük bir kıvılcım, büyük bir yangına dönüşebilir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar














































