Türkiye ekonomisinde son dönemde artan belirsizlikler ve küresel finansal koşulların etkisiyle döviz piyasasında istikrarı sağlamak, Merkez Bankası’nın öncelikli hedeflerinden biri haline geldi. Bu çerçevede Merkez Bankası (TCMB), ihracat gelirlerinin bir kısmının kendisine satılmasını zorunlu kılan ve Türk lirasına dönüş yapan ihracatçılara destek sağlayan mevcut uygulamanın süresini 31 Ekim 2025 tarihine kadar uzattı. Peki bu kararın arka planında ne var? İhracatçılar ve genel olarak ekonomi için anlamı nedir? Gelin birlikte daha derin bir göz atalım.
Zorunlu satış oranı ve TL’ye dönüş desteği: Ne anlama geliyor?
Mayıs ayında, siyaset sahnesinde önemli bir gelişme olarak Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, ekonomik alanda da dalgalanmaların tetiklenmesine yol açmıştı. Bu dönemde TCMB, ihracatçılara uygulanan döviz satış zorunluluğunu %5’e yükseltmiş ve TL’ye dönüş yapan ihracatçılara sağlanan %3 destek uygulamasını başlatmıştı. Şimdi, Resmi Gazete’de yayımlanan yeni kararla hem bu zorunlu satış oranının hem de destek uygulamasının 31 Ekim 2025’e kadar devam etmesine karar verildi.
Bu adım, bir yandan ihracatçının döviz gelirlerinin bir kısmının Merkez Bankası’na yönlendirilmesini sağlayarak rezervleri güçlendirmeyi, diğer yandan ise ihracatçıları döviz yerine TL’de tutmaya teşvik ederek kur dalgalanmalarını sınırlamayı amaçlıyor.
Kararın, 31 Ekim’den sonra yeniden uzatılmaması halinde ise ihracatçının dövizini TL’ye çevirmesi durumunda aldığı destek %2’ye gerileyecek. Dolayısıyla ihracatçı açısından planlama yaparken 31 Ekim tarihine kadar olan süreci “avantajlı dönem” olarak görmesi söz konusu.
Ekonomik istikrar arayışı ve ihracatın rolü
Türkiye ekonomisinde ihracat, büyümenin ve cari dengeyi iyileştirmenin en kritik kaynaklarından biri. Döviz gelirleri, yalnızca şirketlerin finansal dengesini değil, ülke ekonomisinin genel likiditesini ve Merkez Bankası rezervlerini de doğrudan etkiliyor.
Bu bakımdan, ihracat gelirlerinin bir kısmının TCMB’ye satılması, Merkez Bankası’na doğrudan döviz girdisi sağlıyor. Rezervlerin güçlenmesi, özellikle dış şoklara ve ani kur hareketlerine karşı ekonominin kırılganlığını azaltıyor. Ancak diğer taraftan, ihracatçılar açısından bakıldığında, dövizin serbest kullanım alanının bir kısmının kısıtlanması demek. Bu durum, özellikle dövizle borçlanan ya da ithalata dayalı üretim yapan ihracatçılar için maliyet planlamasında ekstra bir unsur anlamına geliyor.
Buna karşılık, TL’ye dönüş yapan ihracatçılara sağlanan %3 oranındaki destek, ihracatçının dövizini bozdurma motivasyonunu artırıyor. Böylece piyasada TL talebi yükselirken, döviz talebi kısmen frenlenmiş oluyor. Bu da kurun daha stabil kalmasına katkı sağlıyor.
31 Ekim 2025 sonrası senaryo: Belirsizlik ve olası etkiler
Uygulamanın 31 Ekim 2025’e kadar uzatılması, kısa vadede ihracatçının önünü görmesine yardımcı olsa da, sonrasına dair belirsizlikleri tamamen ortadan kaldırmıyor. Eğer destek oranı %2’ye düşerse, ihracatçının dövizini TL’ye çevirme iştahı da azalabilir. Bu durum, piyasada döviz talebinin yeniden artmasına ve kur üzerinde yukarı yönlü baskının oluşmasına yol açabilir.
Dolayısıyla hükümet ve TCMB’nin 31 Ekim sonrası için nasıl bir yol haritası çizeceği, sadece ihracatçıların değil, tüm piyasa aktörlerinin yakından takip ettiği bir konu olacak. Ekonomistler, ihracat desteklerinin ve zorunlu satış oranlarının ekonomik koşullara göre kademeli olarak yeniden düzenlenmesinin, hem ihracatçı motivasyonu hem de döviz rezervleri açısından en sağlıklı yöntem olacağını ifade ediyor.
Politik gelişmelerin ekonomik kararlarla ilişkisi
Mayıs ayında yaşanan siyasi gelişmelerin ardından alınan bu karar, Türkiye’de politika ve ekonomi arasındaki sıkı ilişkiyi de gösteriyor. Siyasal risk algısının yükseldiği dönemlerde TCMB’nin rezervleri güçlendirme ve piyasayı sakinleştirme çabası, alınan kararlarla daha görünür hale geliyor.
İhracatçılar açısından ise asıl beklenti; bu tür önlemlerin ani ve belirsiz değil, öngörülebilir bir takvimle ve şeffaf bir iletişimle uygulanması. Böylece hem yatırım hem üretim planlaması daha sağlıklı yapılabilir.
Genel değerlendirme ve sonuç
Sonuç olarak, ihracat bedellerinin %5’inin Merkez Bankası’na satılması zorunluluğu ve TL’ye dönüş yapan ihracatçıya sağlanan %3 destek uygulamasının 31 Ekim 2025’e kadar uzatılması, kısa vadede hem Merkez Bankası rezervlerini destekleyecek hem de döviz piyasasında dalgalanmaları sınırlayacak bir adım olarak öne çıkıyor.
Ancak uzun vadede ihracatçının rekabet gücünü korumak ve üretim planlarını sağlıklı yapabilmesini sağlamak için politikaların daha öngörülebilir, istikrarlı ve piyasa dostu olması kritik önem taşıyor. Ekonomik reformların hız kazanması, kur dalgalanmalarının temel nedenlerinin azaltılması ve ihracatçının önünü daha rahat görebileceği bir ortam oluşturulması, Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyüme hedefi açısından hayati bir ihtiyaç.
Bugün alınan bu tür kararlar, yalnızca teknik bir düzenleme değil; Türkiye’nin ihracat temelli büyüme stratejisinin, döviz yönetiminin ve finansal istikrar arayışının bir yansıması. Bu nedenle hem ihracatçıların hem de ekonomi kamuoyunun bu kararları dikkatle takip etmesi, bundan sonrası için de hazırlıklı olması gerekiyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar














































