EKİM 2025 SONUNDA ASGARİ ÜCRETLİ VE EMEKLİLERİN KAYIPLARI
Türkiye ekonomisinde 2025 yılının son çeyreğine yaklaşırken en çok tartışılan konulardan biri, enflasyonun yarattığı gelir erimesi ve buna bağlı olarak alım gücündeki düşüş. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) 2025 yılı Ekim ayında aylık %2,55, yıllık ise %32,87 artış gösterdi. Bu oranlar, son iki aydır hız kesmeyen fiyat artışlarının hane halkı bütçelerinde ciddi bir baskı yarattığını ortaya koyuyor. Özellikle sabit gelirli kesimler, yani asgari ücretliler ve emekliler, fiyatlardaki bu artışın etkisini en derinden hisseden gruplar arasında yer alıyor.
Alım Gücü Tablosu: Enflasyon Maaşları Erite Erite Bitirdi
2025 yılı başında net asgari ücret 22104 TL olarak belirlenmişti. O dönem, asgari ücretli için umut verici bir adım olarak görülen bu artış, yılın ortalarına doğru hızlanan fiyat artışlarıyla birlikte değerini kaybetmeye başladı. Ekim ayı itibarıyla hesaplandığında, yıllık %32,87’lik enflasyon oranı, asgari ücretin satın alma gücünü ciddi biçimde aşındırdı.
Basit bir hesapla, ocak ayında 22bin liralık maaşla yapılabilen harcamaların aynılarını ekim ayında yapabilmek için yaklaşık 27.600 TL’ye ihtiyaç duyuluyor. Bu, asgari ücretlinin yıl içinde yaklaşık 5.600 TL’lik bir reel kayba uğradığı anlamına geliyor. Bu tablo, özellikle gıda, ulaşım, kiralar ve enerji gibi temel kalemlerdeki fiyat artışlarıyla birleşince, yaşam maliyetini katlanılmaz hale getiriyor.
Bir diğer deyişle, asgari ücretli çalışan bugün, yılın başında aldığı maaşla 10 kalem temel ihtiyacını karşılayabiliyorken, artık aynı parayla ancak 7 veya 8 kalemini karşılayabiliyor. Bu fark, “enflasyon oranı” ile “yaşanan hayat pahalılığı” arasındaki makasın ne kadar açıldığını gösteriyor. Çünkü TÜİK’in genel sepetine göre ölçülen enflasyon %32,87 görünse de dar gelirli hanelerin hissettiği “gıda ve barınma merkezli enflasyon” %50’leri aşıyor.
Emekliler Cephesinde Sessiz Bir Kriz
Benzer şekilde, emekliler de gelirlerinde ciddi bir erimeyle karşı karşıya. 2025 Temmuz zammı sonrasında en düşük emekli aylığı 16881 TL’ye çıkarılmıştı. Ancak, aradan geçen birkaç ay içinde gıda fiyatları, kira bedelleri, elektrik ve doğalgaz giderleri bu artışı fazlasıyla gölgeledi.
Bir emekli, 2025 yılının başında 1.000 TL’ye aldığı temel gıda sepeti için artık yaklaşık 1.400 TL ödemek zorunda. Yani, sabit gelirli bir emeklinin maaşı nominal olarak artsa da reel olarak satın alma gücü düşüyor. Üstelik, sağlık harcamaları, ilaç katkı payları, kira artışları ve ulaşım zamları gibi kalemler bu kesimdeki harcama yükünü daha da artırıyor.
Bugün birçok emekli, maaşının yarısından fazlasını kira ve gıdaya ayırmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla, yaşamın geri kalanına, yani sosyal etkinliklere, kültürel ihtiyaçlara veya birikime neredeyse hiç pay kalmıyor. Bu da emeklilerin “yaşam kalitesi” açısından bir daralmaya, daha sessiz ama derin bir refah kaybına yol açıyor.
Enflasyonun Görünmeyen Etkisi: Sosyal Adaletin Zedelenmesi
Asgari ücretli ve emekli gelirlerinin reel olarak gerilemesi sadece bireysel değil, toplumsal düzeyde de etkiler yaratıyor. Enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde gelir dağılımı bozuluyor, düşük gelir grupları daha fazla kaybediyor. Çünkü bu kesimlerin harcama sepetinin büyük bir kısmı gıda, enerji ve ulaşım gibi zorunlu kalemlerden oluşuyor.
Üst gelir grupları, harcamalarının daha küçük bir kısmını zorunlu tüketim mallarına ayırdığı için fiyat artışlarını görece daha az hissediyor. Bu durum, toplumun farklı kesimleri arasında “fiyat adaletsizliği” olarak nitelenebilecek bir fark yaratıyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan kiracı asgari ücretliler ve emekliler, kira artışlarının maaş artışlarını katbekat aşması nedeniyle ciddi bir barınma sorunu yaşıyor.
Bu süreçte, asgari ücretin her altı ayda bir güncellenmesi tartışması da yeniden gündeme geldi. Çünkü mevcut yıllık güncelleme sistemi, hızla artan enflasyon karşısında maaşları koruyamıyor. Eğer yıl sonuna kadar fiyat artışları benzer tempoda devam ederse, 2025’in sonunda asgari ücretlinin reel alım gücü, bir önceki yılın aynı dönemine göre %15-20 civarında azalmış olacak.
Kayıplar Gıda, Kira ve Enerjide Yoğunlaşıyor
Enflasyonun sepet içindeki dağılımına bakıldığında, asgari ücretlilerin ve emeklilerin harcama ağırlıklarının yoğunlaştığı kalemlerin çok daha yüksek oranlarda arttığı görülüyor. Örneğin, Ekim 2025 itibarıyla:
Gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artış %43,
Konut (kira, elektrik, doğalgaz) grubunda artış %38,
Ulaştırmada %35,
Sağlıkta %28,
Eğitimde %26 düzeyinde gerçekleşti.
Bu tablo, “ortalama” enflasyon oranının (%32,87) düşük görünmesine rağmen, dar gelirli kesimin hissettiği hayat pahalılığının çok daha yüksek olduğunu doğruluyor. Çünkü asgari ücretlinin bütçesinin yaklaşık %70’i bu dört harcama grubuna gidiyor.
Ekonomik Görünüm: Ücret Artışı mı, Fiyat İstikrarı mı?
Ekonomistler, alım gücü kayıplarının telafisi için yalnızca ücret artışlarının yeterli olmayacağını vurguluyor. Çünkü ücret artışları fiyat artışlarını bir süreliğine telafi etse de üretim maliyetleri ve talep yönlü baskılar üzerinden tekrar fiyatlara yansıyabiliyor. Bu nedenle, kalıcı çözümün “enflasyonla mücadelede istikrar” olduğunu belirtiyorlar.
Bir başka önemli tartışma noktası da “ücret-fiyat sarmalı” riski. Eğer ücretler sürekli enflasyona göre artırılırken fiyat artışları denetlenemezse, bu kısır döngü ekonomide kalıcı bir dengesizliğe neden olabiliyor. Ancak mevcut durumda, asgari ücretli ve emekli kesimlerin yaşadığı gelir kayıplarının büyüklüğü, kısa vadede ücret artışını kaçınılmaz hale getiriyor.
Sonuç: Gelir Artışı Yetmiyor, Fiyat İstikrarı Şart
Ekim 2025 enflasyon verileri, Türkiye’de fiyat istikrarının hâlâ kırılgan olduğunu gösteriyor. Asgari ücretli ve emekli, her ay artan fiyat etiketleri karşısında kazancının reel değerini kaybediyor. Üstelik bu kayıp sadece ekonomik değil; sosyal yaşam, psikolojik huzur ve toplumsal güven açısından da ciddi etkiler doğuruyor.
Kısacası, asgari ücretli için ay sonunu getirmek zorlaştı, emekli için temel ihtiyaçları karşılamak bile bir mücadeleye dönüştü. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadele stratejilerinin yalnızca makroekonomik değil, sosyal boyutlu olarak da ele alınması gerekiyor. Çünkü fiyat istikrarı sağlanmadıkça, yapılan her ücret artışı erimeye mahkûm; maaşlar değil, hayat pahalı kalmaya devam ediyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar













































