Son yıllarda yaşadığımız ekonomide olumsuz gelişmelerden dolayı millet olarak büyük çoğunluğumuz yüksek enflasyondan etkilendiğinden, alım gücü sürekli düştüğünden, hayat pahalılığının her geçen gün derinleşmesinden dolayı aile bütçelerini denkleştirmek, kısa veya uzun vadeli plan yapamamak ve yarını düşünmekten dolayı huzur ve mutluluk kavramlarını neredeyse unuttu ve bir çoğumuzun da yukarıda anlatmaya çalıştığım sebepler yüzünden psikolojisi de bozuldu.
Artık art arda gelen zamlara, maaş ve ücretlerin enflasyon karşısında eridiği ekonomik boyuta alıştık ve kabullenmeye, günlük veya kısa süreli çözümler aramaya başladık. Ülkemizde ekonomide yaşanan olumsuzluklar halkın en önde gelen gündem maddelerinden biri oldu. Televizyonlarda tartışma programlarında hangi partinin adayının Cumhurbaşkanlığına aday olacağı, siyasi partilerin doğru veya yanlışlarının tartışılması bir yana sosyal medya fenomenlerinin aldığı veya almadığı cezalar artık hiçbirimizi ilgilendirmemekte; ekonomide yaşanan gelişmeler ise halkın birinci gündem maddesi olduğu halde tartışılması yapılmıyor veya erteleniyor.
Ekonomi yönetimi ise halkımızı enflasyona ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz, halkın alım gücünü yükselteceğiz, enflasyon şu tarihte düşecek gibi açıklamaları ise halka bir umut vermiyor. Çünkü daha önce yapılan bu ve buna benzer açıklamalar yerine gelmediği için insanlarımızın geleceğe dönük umudu kalmadı. Birçok vatandaşlarımız kendi memleketlerine dönmek, büyük kentlerde ise semt değiştirmek suretiyle ekonomik olarak az veya çok kendilerince çözüm arayışına girdiler. Ne yapsınlar başka çareleri kalmamış olmalı ki bu yöntemi seçmek zorunda kaldılar.
Kâğıt üzerinde, baz etkisiyle ve devlet kurumumuz Olan TÜİK in baz aldığı fiyat hesaplamalarını irdelediğimizde enflasyonun düşme ihtimalinin çok zor olduğunu yaşadığımız gerçek enflasyon oranlarına bakarak söyleyebiliriz
Ülkemizde en büyük sorunlarından biri de gelir adaletsizliğinin yaşanmasıdır. Euronews haber sitesinde okuduğuma göre Türkiye’de halkın %1 lik kesimi milli gelirin %40 ını almaktadır. Zaten maaş ve ücretlerdeki yapılan artışların yetersizliği ve kısa zamanda yüksek enflasyon karşısında eriyip gitmesi bunun ispatı niteliğindedir. Yüksek enflasyonla yaşadığımız son birkaç yıldan bu yana yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle asgari ücrete ara zam yapılmakta iken bu yıl yapılmaması, en düşük emekli maaşının 14469 TL ye yükselmesi, diğer emeklilere ise haziran-aralık dönemi enflasyon oranı olan 15,75 oranında artış yapılması kabul edilecek bir uygulama değildir. Çünkü verilen artışlar zam değil enflasyon farkıdır. Her dönem olduğu gibi (bazı dönemler küçük bir oranda refah payı verilmesi haricinde) geriye dönük yaşanan enflasyon oranı kadar maaş ve ücretlerde artış yapılmakta, önümüzdeki dönem ise dikkate alınmadığı için çok kısa bir zaman süresinde dar ve sabit gelirli vatandaşlarımız ve emeklilerimiz geçim sıkıntısı ile baş başa kalmaktadır. Ancak 2025 yılında önümüzdeki dönem enflasyon tahmini yapılarak zam yapılmıştı.
Yılbaşı’nda 22104 TL ye çıkarılan asgari ücret mart ayı sonuna kadar TÜİK hesaplarına göre %10,06 oranında kayba uğramıştır. Aynı şekilde en düşük emekli maaşının 14469 TL olarak belirlendiği, Kaldı ki bu hesaplar TÜİK verilerine göre hesaplanmış olup yaşadığımız gerçek enflasyonu baz aldığımızda daha olumsuz sonuçlar çıkacağı kesindir.
Bir başka önemli konu da halkın en çok ihtiyacı olan gıda ürünlerinin fiyatlarının önlenemeyen yükselişidir. Dünyada fiyatlar düşerken gıda fiyat artışında ülkemiz lider durumdadır. Bir taraftan tarım üreticilerinin yurdun dört bir yanında çeşitli gıda ürünlerini yollara dökerek üretim maliyetlerinin toplama masrafını bile karşılamadığı için hükümet yetkililerine seslerini duyurabilmeye çalıştıklarını yazılı ve görsel basından izlemekteyiz. Orta vadeli plana göre âtıl durumda hiçbir tarlanın kalmayacağı, sıkı ve sürdürülebilir tarım politikası izleneceği belirtilmiş. Umarız gerçekleşir.
Sonuç olarak yukarıda saydığım nedenlerden dolayı huzur ve mutluluk kavramları giderek azalmaktadır.
Halkımızın refah seviyesinin düşmesi, sadece ülkemizde değil tüm dünyada geçerlidir ama Euronews ten aldığım aşağıdaki bilgilere göre ülkemiz dünya refah haritasında son sırada ikinci durumdadır.
Anket, dünya genelinde gençlerin refah seviyesinin sanıldığı kadar iyi olmadığını da ortaya koydu.
Hayatın her alanında gelişimin ne anlama geldiğini sorgulayan yeni bir küresel araştırma, mutluluk ve refahın yalnızca maddi zenginlikle açıklanamayacağını ortaya koydu.
Küresel Refah Çalışması adlı anket, bireylerin fiziksel sağlığı, mutluluğu, anlam duygusu, karakteri, ilişkileri, finansal güvencesi ve manevi refahı gibi yedi temel alandaki durumunu ölçtü. Araştırmacılara göre bu faktörler birlikte, refahın bütünsel bir tanımını oluşturuyor.
Altı kıtada, 22 ülkeden 200 binden fazla kişiyle yapılan anket, bugüne dek gerçekleştirilen en kapsamlı refah araştırmalarından biri oldu. Avrupa'da çalışmaya Almanya, Polonya, İspanya, İsveç ve İngiltere katıldı.
Genel sıralamada Endonezya en yüksek refah puanına ulaşırken, onu İsrail ve Filipinler izledi. Listenin son sıralarında ise Japonya, Türkiye ve İngiltere yer aldı.
Araştırmanın yazarlarından, Harvard Üniversitesi araştırmacısı Tyler VanderWeele, basın toplantısında şu değerlendirmede bulundu: “Bazı ülkelerin sıralaması beklediğimiz gibi çıkmadı. Daha zengin ve gelişmiş ülkeler finansal güvenlik ve yaşam değerlendirmesi gibi başlıklarda daha yüksek skorlar elde ederken, anlam duygusu, ilişkiler ve prososyal karakter gibi alanlarda düşük puanlarla dikkat çekti.”
Çalışmanın sonuçları, genellikle Avrupa ülkelerinin üst sıralarda yer aldığı Yıllık Dünya Mutluluk Raporu ile çelişiyor gibi görünüyor. Örneğin, İsveç mutluluk endeksinde dördüncü sırada yer alırken, bu yeni analizde ABD ve Güney Afrika arasında, orta sıralarda konumlandı.
Harvard Üniversitesi’nden Tyler VanderWeele bu farkın, iki raporun ölçüm yöntemlerinden kaynaklandığını belirtiyor. VanderWeele, mutluluk çalışmasının insanların yaşamlarını genel olarak nasıl değerlendirdiklerine odaklandığını, Küresel Refah Çalışmasının ise fiziksel, duygusal, sosyal ve ahlaki boyutları da içeren daha bütüncül bir yaklaşım benimsediğini vurguladı.
"Refahın bu diğer yönlerini de hesaba kattığınızda, liste gerçekten farklı görünüyor" dedi.
Araştırmacılar, insanların anketlere nasıl yanıt verdiklerini şekillendiren dil ve kültürel farklılıklar nedeniyle ülkeleri anketler üzerinden doğrudan karşılaştırmanın zor olabileceğini belirttiler.
Ancak istisnalar dışında bazı büyük resim kalıpları ortaya çıktı.
Örneğin, evli ve yüksek eğitimli kişiler daha yüksek refah seviyeleri bildirme eğilimindeydi. Ancak Hindistan ve Tanzanya'da bekar insanlar daha iyi durumdaydı ve Hong Kong ve Avustralya'da daha az eğitimli insanların refah düzeyleri daha yüksekti.
Araştırmaya göre, dini toplulukların bir parçası olan insanlar da daha yüksek refah bildirdi. Çocukluk döneminde dini hizmetlere katılmış olmak bile, bir kişinin yetişkin olarak gelişip gelişmediğini tahmin etmeye yardımcı oldu.
'Gençler iyi durumda değil'
Eğilimler ülkelere göre farklılık gösterse de yaş da insanların gidişatında önemli bir rol oynuyor gibi görünüyor. Avustralya, Brezilya ve ABD'de refah yaşla birlikte artarken, Polonya ve Tanzanya'da yaşla birlikte düştü.
Japonya ve Kenya da dahil olmak üzere diğer ülkelerde ise refahın yüksek başladığı, düştüğü ve daha sonra insanların yaşamları boyunca tekrar yükseldiği U şeklinde bir örüntü vardı.
Ancak araştırmacılar 200 bin kişinin tamamına birlikte baktıklarında, 18 ila 49 yaş arasındaki insanlar için refahın esasen sabit olduğunu ve refahın ancak yaşamın ilerleyen dönemlerinde yükseldiğini buldular.
Çalışmanın yazarları, bunun gençlerin önceki nesillerin kendi yaşlarında olduğu kadar iyi durumda olmadıklarına dair bir uyarı işareti olabileceğini söyledi ve potansiyel bir suçlu olarak ruh sağlığı sorunlarını gösterdi.
Araştırmacılar, "rahatsız edici" küresel eğilimin, gençlerin gelişme ölçeğinde daha düşük bir seviyeden başlayıp yaşlandıkça hayatlarının iyileştiğini görmelerinden mi kaynaklandığının yoksa bugün genç bir insan olmanın geçmişe göre daha mı zor olduğunun net olmadığını belirttiler.
VanderWeele, "Birçok ülkede gençlerin durumu iyi değil," dedi. "Bence bu gerçek bir endişe kaynağı... Buna dikkat etmemiz gerekiyor."
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar














































