2024 DIŞ TİCARETİN ANATOMİSİ
Türkiye’nin dış ticaret yapısı, yalnızca ürün bazında değil, ticareti gerçekleştiren girişimlerin ölçeğine ve faaliyet alanlarına göre de önemli ipuçları veriyor. TÜİK’in “Girişim Özelliklerine Göre Dış Ticaret İstatistikleri, 2024” bülteni, hangi girişimlerin ihracatta ve ithalatta daha etkin olduğunu tüm ayrıntılarıyla ortaya koydu. Rakamlar, hem Türkiye ekonomisinin üretim gücünün nerede yoğunlaştığını hem de dış ticaretteki kırılganlık ve yoğunlaşma noktalarını gözler önüne seriyor.
Büyük girişimler ithalatı, sanayi ihracatı sırtlıyor
2024 yılında 179 bin 673 girişim ihracat, 318 bin 603 girişim ise ithalat yaptı. Sayılara bakıldığında dış ticaret yapan girişim sayısı oldukça yüksek görünse de asıl dikkati çeken nokta ticaretin kimlerin elinde yoğunlaştığı.
İhracatta mikro girişimler (1–9 çalışan) sayıca çok fazla olsa da toplam ihracatın yalnızca %18,8’ini üstleniyor. Büyük girişimler (250+ çalışan) ise ihracatın %44,4’ünü tek başına gerçekleştiriyor. Bu tablo, ölçek büyüdükçe dış pazarlarda etkinliğin ve rekabet gücünün arttığını gösteriyor.
İthalat tarafında ise durum daha da belirgin. Büyük ölçekli girişimler toplam ithalatın %58,7’sini yaparken, mikro girişimlerin payı yalnızca %11,1’de kalıyor. Başka bir ifadeyle Türkiye’nin ithalat bağımlılığı, büyük şirketler üzerinden şekilleniyor. Bu, küresel tedarik zincirlerine entegrasyon açısından avantajlı olsa da belirli şirketlere aşırı bağımlılık yaratma riski de taşıyor.
Sanayi ve ticaret sektörlerinin farklı yüzleri
Girişimlerin faaliyet alanlarına bakıldığında, ihracatın %56,5’ini sanayi sektörü gerçekleştiriyor. Bu, Türkiye’nin üretim gücünün hâlâ sanayi üzerinden yükseldiğini teyit eden bir veri. Sanayi ihracatının yarısına yakını Avrupa Birliği ülkelerine yönelmiş durumda (%47,5). Bu da Türkiye’nin ihracat pazarında AB’ye bağımlılığını sürdüğünü gösteriyor.
Ticaret sektöründe ise farklı bir tablo var. Buradaki ihracatın %89’u küçük ve orta ölçekli işletmeler tarafından yapılmış. Yani ticarette dinamizm daha tabana yayılmış görünüyor. Ancak ithalat tarafında sanayi ve ticaret sektörlerinin payları daha dengeli; sanayide büyük ölçekli girişimler ithalatın %80’ini üstlenirken, ticarette büyüklerin payı %29’da kalıyor.
Bu karşılaştırma, sanayi sektörünün ölçek ekonomisine daha bağımlı olduğunu; ticaret sektöründe ise daha çok küçük ve orta ölçekli işletmelerin varlık gösterdiğini ortaya koyuyor.
İmalat ürünleri öne çıkıyor
Türkiye’nin ihracatında imalat sanayi ürünleri ağırlığını koruyor. Sanayi sektöründeki girişimler, kendi ihracatlarının %96,5’ini imalat ürünlerinden yapıyor. Bu, Türkiye’nin ihracat yapısının çeşitlenme eğilimine rağmen hâlâ sanayi mallarına dayalı olduğunu ortaya koyuyor.
İthalat tarafında ise tablo daha dağınık. İmalat sanayi ürünleri ithalatının %44,8’i ticaret sektöründe, %44,2’si sanayide toplanmış durumda. Bu dağılım, ithalatın hem üretim hem de ticaret amaçlı yapıldığını, yani sadece üretim girdilerine değil, aynı zamanda iç pazarda tüketiciye yönelik ürünlere de dayandığını gösteriyor.
İlk 500 dev girişim sahnenin merkezinde
Veriler, dış ticarette yoğunlaşmanın ne kadar yüksek olduğunu da açıkça ortaya koyuyor. İhracatın yarıya yakını (%49,8), ithalatın ise üçte ikisinden fazlası (%64,6) yalnızca ilk 500 girişim tarafından gerçekleştiriliyor.
En çok ihracat yapan ilk 5 girişim toplam ihracatın %8,5’ini tek başına gerçekleştirirken, ithalatta ilk 5 girişim %13,8’lik pay alıyor. Bu oranlar, Türkiye’nin dış ticaretinin birkaç büyük aktörün performansına ne kadar bağlı olduğunu gösteriyor. Böyle bir yapı, büyük girişimlerin küresel krizlerden etkilenmesi durumunda tüm ekonomiye domino etkisi yaratabilecek kırılganlık anlamına geliyor.
Ülke çeşitliliğinde sınırlı bir tablo
Dış ticarette dikkat çeken bir diğer unsur ise ülke çeşitliliği. Girişimlerin %37,7’si yalnızca tek ülkeye ihracat yapıyor. Buna karşılık 20 ve daha fazla ülkeye ihracat yapan girişimlerin oranı yalnızca %3,1. Ancak bu küçük kesim, toplam ihracatın %57,6’sını gerçekleştiriyor. Yani dış ticaretin çeşitlenmesi, yine büyük ve güçlü girişimlerin elinde.
İthalat cephesinde de benzer bir yoğunlaşma var. Girişimlerin %71,2’si sadece tek ülkeden mal alırken, 20 ve daha fazla ülkeden ithalat yapan girişimlerin oranı %0,8. Buna rağmen bu girişimler toplam ithalatın %57,9’unu yapıyor.
Bu tablo, dış ticaretin yalnızca büyük şirketlerde değil, aynı zamanda çok yönlü uluslararası ilişkiler kurabilen şirketlerde yoğunlaştığını açıkça gösteriyor.
Ne anlama geliyor?
2024 verileri, Türkiye’nin dış ticaretinde üç temel eğilimi öne çıkarıyor:
Ölçek etkisi: Büyük girişimler ithalat ve ihracatta tartışmasız lider durumda. Bu, küresel pazarlarda rekabet için sermaye, teknoloji ve bağlantı gücünün şart olduğunu gösteriyor.
Sanayinin ağırlığı: Sanayi sektörü, özellikle ihracatta Türkiye’nin lokomotifi. Ancak AB’ye yüksek bağımlılık, çeşitlendirme ihtiyacını gündeme getiriyor.
Yoğunlaşma riski: Hem girişim ölçeği hem de ülke çeşitliliği açısından dış ticaretin dar bir kesimde yoğunlaşması, kriz zamanlarında kırılganlık yaratabilecek bir faktör.
Türkiye’nin dış ticaret politikalarının bundan sonraki dönemde küçük ve orta ölçekli girişimleri daha fazla desteklemesi, ihracat pazarlarını çeşitlendirmesi ve ithalattaki bağımlılığı azaltacak stratejilere yönelmesi kritik görünüyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar













































