Ülkemizde birkaç yıldan bu yana gündemden düşmeyen temel konularından biri de enflasyon yüksekliği, hayat pahalılığı, alım gücünün sürekli olarak düşmesidir ve bunun sonunda halkın büyük bir kısmının içinde bulunduğu geçim sıkıntısının sürekli artmasıdır. Enflasyon bilgileri her ay periyodik olarak TÜİK tarafından açıklanmaktadır ama açıklanan enflasyon oranları gerçeklerden maalesef uzaktır. Ancak bir devlet kurumu olduğu için inanmak, güvenmek, hesaplarımızda bu kurumun verilerini esas almak durumundayız.
Örneğin ekim ayında TÜİK tarafından yıllık Tüfe oranı %48,58olarak açıklandı. Fakat vatandaşın yaşadığı gerçek enflasyon ise bu oranların iki katına yakındır. Bunun dışında bir de ekonomi bilim insanlarından oluşan enflasyon araştırma grubu ENAG ise her dönem TÜİK in neredeyse iki katı veya daha yüksek oran açıklamaktadır. Biz yazımızda TÜİK ve gerçek enflasyon oranlarını baz alacağız.
Gıda enflasyonunun sürekli yüksek seyretmesi konusunda yazılı ve görsel basında birtakım izlenimler yapmaktayız ama bunların bazılarının maalesef gerçekle ilgisi yoktur. Bahse konu olan özellikle aracıların yani hallerdeki komisyoncuların fiyatların artmasında fonksiyonu olduğu, tarım üreticilerinden aldıkları ürünleri üzerine kar koyarak sattıkları ve bu yüzden gıda fiyatlarının yükselmesinden bahsedilmektedir. Hâlbuki bu konunun gerçekle ilgisi yoktur.
Doğup büyüdüğüm şehir olarak Antalya’da yapılan tarım üretim faaliyetlerini ve satış koşullarını iyi biliyorum ve hatta günümüzde Antalya ve Bursa’da komisyonculuk ve sebze meyve tüccarlığı yapan çok yakın akrabalarım halen aynı iş ile iştigal etmektedirler. Yazıya başlamadan önce çok yakınım bir tüccar ve komisyoncudan (Antalya halinden) çok değerli bilgiler alarak gerçeklerden uzaklaşmamaya özen gösterdim. Ayrıca ortaokul ve lise yıllarımda yaz aylarında ben de Antalya halinde işçi olarak çalıştım.
Hallerdeki sisteme gelecek olursak tarım üreticileri ekim dikim zamanı veya bazı dönemlerde zirai ilaç, tohum almak, traktör veya araç almak veya çocuğunu evlendirebilmek için ürün hasadında 3-5 ay önceden ürün satışında iş birliği yapabileceği komisyoncudan avans almakta bu avans ile tarlasını ekmektedir. Özellikle günümüzde parametrelerin sürekli değişiği aşikardır ve komisyoncu finans maliyetine katlanarak üreticiye bedava kredi sağlamaktadır. Hasat zamanı geldiğinde ise üretici malını komisyoncuya satılması için getirmekte ve söz konusu ürün kaç TL ye satılırsa komisyoncu %8 komisyon geliri elde etmektedir. Malın üzerine kar koyarak satılması asla söz konusu değildir. Ayrıca satılan malın tutarı üzerinde hal rüsumu adı altında devlet vergi almaktadır ve çiftçiden kesilen miktar yaklaşık olarak %13 civarındadır.
Burada hallerin özelliğinden de bahsetmekte fayda var. Antalya ve Mersin halleri arz ve talebin birlikte olduğu; İstanbul ve Bursa hallerinde ise sadece arz olduğunun bilinmesi gerekir. Antalya haline gelen ürün genel olarak sebze ve meyve tüccarlarına satılırken diğer hallerde pazarcı ve marketçilere satılmaktadır. Antalya’da domatesi 1 TL ye alan bir tüccarın İstanbul’a sevkine kadar 1-12 TL masrafa katlanmaktadır. Yani domatesi bedava alsa bile İstanbul haline 12-15 TL ye ulaşacaktır. İşçilik, mazot, nakliye, ambalaj, kira, iletişim giderleri tüccar tarafından karşılanmakta ve İstanbul’da komisyoncuya gelmektedir. İstanbul’daki komisyoncudan da aynen Antalya’daki komisyon, hâl rüsumu gibi giderler tüccardan kesilmektedir. Yani komisyoncuların malın üzerine kar koyarak satış yapması diye bir şey asla söz konusu değildir. Tüccarların kazancı konusunda ise belli bir standart olmadığı gibi bazen zarar bile etmektedirler. Çünkü sevk ettikleri malın İstanbul’da veya diğer hallerde kaç TL ye satılacağı belli değildir. Ayrıca yaş sebze ve meyvenin çürüme, fire verme riskleri de söz konusu olabilmektedir.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi haller gıda sektörünün olmazsa olmazıdır. Fiyatların yüksek seyretmesinde en büyük etken üretim maliyetlerinin yani mazotun, gübrenin, zirai ilaçların, işçiliğin yüksek olması ve devletin aldığı vergilerdir.
Marketler konusuna gelince en önemli faktörlerden biri olduğunu söylemek abartı olmayacaktır. Benim çalıştığım yıllarda zincir marketler ürünleri sadece hallerden tedarik etmekteydiler. Ancak günümüzde hallerden değil istedikleri kişi veya kurumlardan ürün alabilmektedirler. Yani halden değil, direk üreticisinden tarla veya bahçe olarak çok daha ucuza alabilmelerine rağmen aldıkları avantajı tüketiciye yansıtmamakta piyasa koşullarına göre etiket yazarak sofralara ucuz ürün sunmaktan kaçınmaktadır. Yani gıda konusunda en çok kar elde eden işletmeler zincir marketlerdir. Hâlbuki üreticiden direk aldıkları avantajları tüketiciye sunmak suretiyle fiyatlarda denge sağlanmasında yardımcı olabilirler.
Kuru gıda ürünlerinde ise üretim yetersiz olduğundan birçok ürün ithal yoluyla gelmektedir ve bu son derece üzücü bir tablodur. Bizim Konya kadar yüzölçümü olan Hollanda dünyanın birçok ülkesine tarım ürünlerini ihraç etmektedir. Bizde ise sıkı ve sürdürülebilir bir tarım politikası olmadığı için dışardan tedarik etmek zorunda kalıyoruz ve yurt dışına döviz ödemek durumundayız. Hatta ve hatta fiyat rekabeti için bazı dönemlerde bazı ürünlerin vergilerini sıfırlamaktayız.
Devletin çiftçiye verdiği birtakım destekler olduğu gerçektir ama demek ki verilen destekler yetersiz kalmakta ve tekrar gözden geçirilmesinde fayda olacağı kesindir. Öncelikle tarım üreticilerinin maliyetlerinin düşürülmesi gerekir. Bu konuda ilk akla gelen önlem çiftçinin olmazsa olmazı olan mazot, gübre, zirai ilaç, tohum gibi gereksinimlerinden KDV ve ÖTV alınmamalıdır.
Aşağıda Yeniçağ gazetesinden aldığım kasım ayı gıda enflasyon oranlarını aynen aktarıyorum.
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu kasım ayı enflasyon raporunu açıkladı. Rapora göre; son 54 aydır aralıksız olarak artan gıda fiyatlarında kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 6,9 oranında artış yaşandı. Gıda fiyatlarında bir yıllık artış ise yüzde 67,1 oldu.
Kasım ayı enflasyon rakamı 3 Aralık günü saat 10.00'da açıklanacak.Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verileri farklı kesimlerin enflasyon beklentilerindeki düşüşün devam ettiğini bugün açıkladı. Merkez Bankası bu açıklamayı yaparken, Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu kasım ayı enflasyon raporunu duyurdu.
Rapora göre; son 54 aydır aralıksız olarak artan gıda fiyatlarında kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 6,9 oranında artış yaşandı. Gıda fiyatlarında bir yıllık artış ise yüzde 67,1 oldu.
Rapora göre, gıda fiyatları Haziran 2020’den bu yana 54 aylık dönemde fiyatları 14 katı arttı. Raporda şu tespitlere yer verildi:
AYLIK GIDA ENFLASYONU YÜZDE 6,9
Kasım ayında süt ürünleri dışındaki tüm gıda harcama gruplarında fiyatlar bir önceki aya göre çeşitli oranlarda artış gösterdi. Kasımda, ekmek-pirinç-un-bulgur fiyatları önceki aya göre ortalama yüzde 4,9 oranında artarken, et ve balık grubu fiyatlarında yüzde 4 oranında yükseliş oldu. Süt, süt ürünleri ile yumurta grubunda fiyatlar bir önceki aya göre yüzde 0,8 oranında azaldı. Yağ harcamaları ise yüzde 5,2 oranında arttı. Meyve fiyatlarının yüzde 30,2 oranında yükseldiği kasım ayında sebze fiyatlarında da bir önceki aya göre yüzde 14,3 oranında artış oldu. Bakliyat fiyatlarının önceki aya göre yüzde 6 oranında arttığı kasım ayında salça, zeytin, bal, çay, tuz ve benzeri işlenmiş gıda maddelerinden oluşan diğer gıda fiyatları ise yüzde 3,7 oranında yükseldi. Vatandaşlar mevcut gıda tüketim alışkanlıklarına göre seçilen 64 gıda maddesinden oluşturulan gıda sepetini satın alabilmek için kasımda, bir önceki aya göre yüzde 6,9 oranında daha fazla para ödemek zorunda kaldı.

SON 11 AYLIK GIDA ENFLASYONU YÜZDE 57,3
Gıda fiyatlarında bu yılın ilk on bir aylık döneminde ise toplam yüzde 57,3 oranında artış yaşandı. Geçen yılın aralık ayındaki fiyatlara göre ekmek-pirinç-un-bulgur-makarna fiyatları kasımda yüzde 38,6, et-balık harcamaları yüzde 35,7, süt, süt ürünleri ve yumurta fiyatları yüzde 24,4, yağ fiyatları yüzde 57,4, meyve fiyatları yüzde 145,2, sebze fiyatları yüzde 172,1, bakliyat fiyatları yüzde 27,8, diğer ürünlerin fiyatları yüzde 36,3 oranında yükseldi.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar












































