Merkez Bankası’nın 2025 yılı ilk Finansal İstikrar Raporu, toplumun büyük kesimini doğrudan ilgilendiren, hatta birçok hanede her ay hissedilen bir gerçekliği tekrar gözler önüne serdi: Borçlanma artık hayatın doğal bir parçası haline geldi. Gelirlerin giderleri karşılamadığı noktada insanlar çözümü kredi kartında, KMH'de (Kredili Mevduat Hesabı) ya da ihtiyaç kredilerinde arıyor. Ancak işin daha ürkütücü tarafı, bu araçların artık geçici çözümler olmaktan çıkıp kalıcı bir yaşam şekline dönüşmesi.
KREDİ KARTLARI İHTİYAÇ KREDİSİNİ GEÇTİ: HERKES TAKSİTLE YAŞIYOR
Rapora göre bireysel kredi borçlarının neredeyse yarısı (%47) artık kredi kartlarından kaynaklanıyor. Bu ne demek? İnsanlar alışverişi, fatura ödemesini, hatta market harcamalarını dahi kredi kartıyla yapıyor. Kredi kartı borçlarının ihtiyaç kredilerinden bile daha yaygın hale gelmesi, günlük yaşantının borçla döndüğünü gösteriyor. Bu durum toplumun geniş bir kesiminin ay sonunu getirebilmek için borçlandığını ve bunu artık normalleştirdiğini gösteriyor. Özellikle dijitalleşme ile birlikte temassız ve mobil ödeme alışkanlıkları, kart kullanımını daha da artırmış durumda. "Harca, sonra öde" anlayışı artık adeta hayatın kuralı haline geldi.
Ama bu sadece bir kolaylık değil. Aslında bir alarm. Çünkü kredi kartı, yüksek faizli ve düzensiz kullanıldığında geri ödemesi zor bir borç türü. Bu borçların birikmesi, ileride daha büyük mali sıkıntılara zemin hazırlıyor.
KMH’NİN PAYI YÜKSELİYOR: HESABINIZ EKSİYE DÜŞTÜYSE SADECE SİZ DEĞİLSİNİZ
KMH yani Kredili Mevduat Hesabı… Halk arasında bilinen adıyla "ek hesap". Maaş yattığı an kesilen, küçük ama etkili bir borç türü. Rapora göre KMH’nin bireysel kredilerdeki payı %12’ye, ihtiyaç kredileri içerisindeki payı ise %32’nin üzerine çıkmış durumda. Yani her 3 ihtiyaç kredisinden biri ek hesap üzerinden kullanılıyor. Bu ne demek? İnsanlar artık banka hesabında para kalmadığında hemen KMH’ye yöneliyor, farkında olmadan faize girmiş oluyor.
Üstelik Mart 2025’e kadar KMH kullanımı sınırlanmamıştı. Bu da kullanımın artmasına neden oldu. Zaten zor geçinen bireyler için anlık finansman kolaylığı gibi görünse de yüksek faiz oranları nedeniyle bu borcun büyümesi çok kolay, ödenmesi ise çok zor. Aylık faizler, üzerine bir de gecikme eklendi mi, borç sarmalına girmek kaçınılmaz hale geliyor.
GECİKMEK, TAKİBE DÜŞMEK, VARLIK ŞİRKETLERİNE DEVREDİLMEK
Raporda öne çıkan bir diğer detay ise borçların zamanında ödenememesi. Kredi kartı kullananların sayısı 29,3 milyona ulaşmış. Bu devasa bir kitle. Ve bu kitlenin çok önemli bir bölümü borcunu zamanında ödeyemiyor. Rapor, en az bir gün gecikmiş kredi kartı borçlarının oranının %27,3’e ulaştığını söylüyor. Bu oran tarihsel ortalamanın 5 puan üzerinde. Yani artık gecikme neredeyse olağan hale gelmiş. Daha da kötüsü, bazı borçlar doğrudan varlık yönetim şirketlerine devrediliyor. 2024 ilk çeyreğinde bu şirketlerin elinde 47 milyar TL'lik borç varken, 2025’in aynı döneminde bu rakam 79 milyar TL’ye fırlamış. Bu borçların sahibi 2 milyon 76 bin kişi. Yani 2 milyon insan borcunu bankaya değil, artık alacak tahsilat şirketlerine ödemek zorunda.
Bu tablo sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir sorun. Takibe düşen bireylerin büyük kısmı psikolojik olarak baskı altında kalıyor, sosyal ilişkileri bozuluyor, iş verimleri düşüyor.
TAHİLİ GECİKMİŞ ALACAKLAR: EN BÜYÜK SIKINTI BİREYLERDE
Finansal sistemin sağlığını ölçmenin en önemli yollarından biri tahsili gecikmiş alacak oranıdır (TGA). Mart 2025 itibarıyla bankacılık sektörünün genel TGA oranı %2,1’e çıkmış. Ancak bu artışın temel kaynağı bireyler. Bireysel kredilerde TGA oranı %3,7’ye yükselmiş. Yani firmalar borçlarını görece daha düzenli öderken, bireyler ciddi şekilde ödeme sıkıntısı yaşıyor.
Kredi türüne göre baktığımızda tablo daha da netleşiyor:
İhtiyaç kredilerinde gecikme oranı: %5,4
Kredi kartı borçlarında gecikme oranı: %5,1
Bu oranlar, toplumun önemli bir kısmının harcamalarını borçla yapıp bu borçları sürdürülebilir şekilde ödeyemediğini gösteriyor. Ve unutulmamalı ki bu sadece bir borç meselesi değil, aynı zamanda bir geçim mücadelesi.
YAŞAM BİÇİMİ HALİNE GELEN BORÇ: GELİR ARTMADIKÇA BU SARMAL BİTMEZ
Türkiye’de bireysel borçlanmanın şekli değişti. Eskiden ev almak, araba almak için borçlanılırdı. Şimdi market alışverişi için, fatura ödemek için borçlanılıyor. Bu durum, gelir artışının yaşam maliyetlerini karşılamadığını gösteriyor. Gelir sabit ama enflasyon, fiyatlar ve giderler sürekli artıyor. Bu farkı kapatmanın tek yolu: kredi kartı veya KMH.
Bu tablo yalnızca bireyler için değil, bankacılık sistemi için de ciddi riskler barındırıyor. Borçlar geri ödenemez hale geldiğinde bu risk bankalara, oradan da ekonomiye yayılıyor. Toplumun geniş kesiminin borç içinde yaşaması, geleceğe dair umutlarını azaltıyor, tasarruf eğilimini yok ediyor ve tüketim temelli bir döngüye sıkışmasına yol açıyor.
SON SÖZ: BORÇLA DÖNEN HAYATLARIN DENGEYE KAVUŞMASI İÇİN NE GEREKİYOR?
Bu tabloyu değiştirmek, sadece bireyin finansal davranışıyla mümkün değil. Elbette bilinçli harcama, tasarruf, kart kullanımında dikkatli olma önemli. Ama asıl çözüm, gelirlerin artırılması ve temel ihtiyaçların borçsuz karşılanabilir hale gelmesiyle mümkün olabilir.
Borçla yaşamak bir çözüm değil; bir uyarıdır. Hane halkı borçlanmasının bu şekilde yoğunlaşması, sadece ekonomik değil, sosyolojik ve psikolojik bir mesele haline gelmiştir. Devlet politikalarının bu gerçekliği dikkate alarak bireysel finansal kırılganlığı azaltmaya yönelik önlemler alması elzemdir. Aksi takdirde borç ahtapotu daha çok insanı sarmaya devam edecek ve bu sarmaldan çıkmak her geçen gün daha da zorlaşacaktır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar














































