ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’le ilgili açıkladığı yeni ticaret anlaşması, sadece ekonomik değil; diplomatik ve stratejik yönleriyle de dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Trump, ABD'nin Çin’den ithal edilen ürünlere uygulayacağı gümrük vergisini %55’e çıkaracağını duyurdu. Bu oran, birkaç ay önce İsviçre’de müzakere edilen %30’luk verginin neredeyse iki katı. Çin’in buna cevabı ise daha ılımlı oldu: %10’luk karşılıklı vergi uygulaması. Bu fark, dünya kamuoyunda kafa karışıklığına neden olurken, perde arkasında dönen başka pazarlıkların varlığını da düşündürüyor.
STRATEJİK MADENLERİN TİCARETİ DEVAM EDECEK
Trump’ın en dikkat çekici açıklamalarından biri ise Çin’in nadir toprak elementleri ve yüksek mıknatıs teknolojisi alanındaki tedarikine devam edeceği yönündeki vurgusuydu. Bunlar sıradan madenler değil: Elektrikli araçlardan füzelere, cep telefonlarından uydulara kadar birçok teknolojik ve askeri alanda kritik öneme sahip.
Çin, bu nadir toprak elementlerinin %80’den fazlasını dünya pazarına sunuyor. ABD gibi sanayisi yüksek bir ülke, bu kaynaklara bağımlı olduğu için Çin ile tamamen ipleri koparması kısa vadede mümkün değil. Trump’ın bu noktada geri adım atması, aslında stratejik bir zorunluluğun da göstergesi. Yani ABD, Çin’in hem ekonomik hem de hammadde alanındaki gücünü tüm eleştirilere rağmen kabul etmek zorunda kalıyor.
TRUMP’TAN EĞİTİMDE “YUMUŞAK GÜÇ” AÇILIMI
Anlaşmada bir diğer dikkat çeken başlık ise Çinli öğrencilerin Amerikan üniversitelerine kabulüne dair verilen izin. Trump daha önce Çinli öğrenciler konusunda oldukça katı politikalar izlemiş, ABD’ye gelen öğrencilere yönelik birçok kısıtlama getirmişti. Ancak şimdi bu tutum değişmiş görünüyor.
Nedeni açık: ABD üniversiteleri için Çinli öğrenciler önemli bir gelir kaynağı. Sadece 2024’te Çinli öğrencilerin Amerikan eğitim sistemine kazandırdığı yıllık gelir 10 milyar doların üzerindeydi. Trump bu adımı atarak hem ticari bir rahatlama sağlamış hem de Çin’e diplomatik bir “jest” yapmış oluyor. Ancak bu karar, güvenlik odaklı kurumlarda ve Çin karşıtı çevrelerde ciddi tartışmalara neden olabilir.
TİCARETİN GÖLGESİNDEKİ KARANLIK: SİNCAN VE ZORLA ÇALIŞTIRMA İDDİALARI
Tam da bu anlaşmanın açıklandığı günlerde, Çin’in Sincan bölgesinde Uygur Türklerine yönelik zorla çalıştırma uygulamaları yeniden dünya gündemine oturdu. Global Rights Compliance adlı insan hakları kuruluşu tarafından yayınlanan raporda; Walmart, Nescafe, Coca-Cola, Avon gibi dünya devlerinin Çin’in Sincan bölgesindeki tedarik zincirleriyle bağlantısı olduğu iddia edildi.
Bu şirketlerin tedarik ettiği titanyum, magnezyum, berilyum gibi madenlerin zorla çalıştırılan işçiler tarafından çıkarıldığı belirtiliyor. Raporda adı geçen 77 Çinli tedarikçinin, Uygur Türkleri ve diğer azınlıkların katıldığı “iş gücü transferi programlarına” dâhil olduğu ve bu kişilerin özgürlüklerinin ciddi biçimde kısıtlandığı öne sürülüyor.
Bu tür iddialar, ABD’nin Çin ile yaptığı anlaşmanın etik boyutunu ciddi şekilde sorgulanır hale getiriyor. Çünkü Çin’in tedarik ettiği bu kritik madenlerin, insan hakları ihlalleriyle elde ediliyor olması, ekonomik iş birliğinin ahlaki zeminini ciddi biçimde zedeliyor. Trump bu konulara açıklamasında hiç değinmedi. Çin Dışişleri Bakanlığı ise iddiaları kesin bir dille reddetti: “Sincan’da hiç kimse zorla transfer edilmemektedir” açıklaması yapıldı. Ama dünya kamuoyu bu açıklamaları çok da inandırıcı bulmuş değil.
LONDRA’DAKİ GÖRÜŞMELER: DENGELİ Mİ, MECBURİ Mİ?
Tüm bu gelişmeler, İngiltere'nin başkenti Londra'da yapılan iki günlük üst düzey ticaret görüşmelerinin ardından duyuruldu. ABD ve Çin’den müzakere heyetleri, aralarındaki uzun süredir devam eden sorunları çözmek amacıyla bir “çerçeve anlaşma” oluşturduklarını açıkladılar. Trump da bunu sosyal medya hesabından, “Anlaşma tamam, Xi ile son onayda anlaştık” diyerek duyurdu.
Ancak bu tür anlaşmalar, daha önce de olduğu gibi geçici olabilir. Çünkü ABD-Çin ilişkileri sadece ticaretle sınırlı değil. Tayvan, Güney Çin Denizi, teknoloji casusluğu ve siber güvenlik gibi başlıklar her an gerilimi tırmandırabilecek potansiyele sahip.
DEĞERLENDİRME: İLİŞKİLER ISINIYOR MU, TANSİYON MU YÜKSELİYOR?
Trump’ın açıklamaları ve yeni vergi oranları, ABD’nin Çin üzerindeki ekonomik baskısını artırmaya devam edeceğini gösteriyor. Ancak diğer yandan Çin’in sunduğu stratejik hammaddelere duyulan ihtiyaç, bu baskının dozunu sınırlıyor. Yani Trump’ın “sert” gibi görünen çıkışları aslında “kontrollü bir pazarlık” taktiği olabilir.
Kritik soru şu: Bu anlaşmalar gerçekten karşılıklı kazanca mı dayanıyor, yoksa iki taraf da birbirine olan bağımlılığını zoraki kabul mü ediyor? Gümrükte %55 vergi koyan bir ülke, aynı zamanda karşı taraftan mıknatıs ve nadir toprak mineralleri almak zorundaysa, ortada klasik anlamda bir üstünlükten söz etmek zorlaşır.
Ayrıca, anlaşma metninde insan hakları, iş gücü hakları, çevresel sürdürülebilirlik gibi konulara hiç yer verilmemesi, bu tür pazarlıkların sadece ekonomik çıkarlar üzerinden yürüdüğünü gösteriyor. Bu durum, dünyanın farklı yerlerinde insan haklarını savunan çevreler için ciddi bir hayal kırıklığı.
SONUÇ: Trump’ın Çin’le ilgili yeni çıkışı, ABD-Çin ilişkilerinde yeni bir sayfa açmaktan çok, süregelen karşılıklı bağımlılığın bir güncellemesi gibi duruyor. Vergi oranları ne kadar yüksek görünse de iki ülke birbirine mahkûm gibi davranıyor. Etik değerler arka planda kalırken, ticaretin dili hâlâ "çıkar" üzerinden konuşuluyor.
Dünya ekonomisinin bu iki dev gücü arasında yaşanan her gelişme, sadece Washington ve Pekin’i değil; Avrupa’yı, Türkiye’yi ve tüm küresel tedarik zincirlerini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle olup bitenleri dikkatle ve çok boyutlu okumakta fayda var.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar














































