2025’in ilk altı ayında Amerikan doları yüzde 10,7 değer kaybederek son 50 yılın en sert düşüşünü yaşadı. Bu sadece bir döviz kuru hareketi değil; aynı zamanda küresel sermayenin, ABD liderliğindeki ekonomi politikasına olan güveninin nasıl sarsıldığını gösteren bir kırılma noktası. Doların zayıflaması, sadece Wall Street’i ya da Washington’u değil; dünyadaki tüm merkez bankalarını, yatırımcıları ve gelişmekte olan ekonomileri doğrudan etkileyen bir gelişme.
NİXON'DAN TRUMP'A: 50 YILLIK BİR KIRILMA HİKÂYESİ
Dolar, 1973’te Başkan Nixon döneminde altın standardından tamamen çıkarılarak serbest dalgalanmaya geçmişti. Bu dönüşüm, doların değerini artık yalnızca piyasa koşullarının ve siyasi stratejilerin belirleyeceği bir dönemi başlatmıştı. 2025’te yaşanan bu sert düşüş, o kırılmanın başka bir versiyonu olarak tarihe geçti. Yani, 50 yıl sonra yine bir başkanın politikaları —bu kez Donald Trump’ın— doların güvenilirliğini ve istikrarını test ediyor.
TRUMP’IN POLİTİKALARI: KISA VADE Mİ, UZUN VADE Mİ?
Donald Trump, yeniden başkan seçildiğinden beri iç siyasette hızlı ve iddialı adımlar atarken, ekonomi ve dış ticaret konularında da oldukça agresif bir tutum sergiliyor. Gümrük tarifelerini artırarak “yerli üretimi koruma” adı altında küresel ticareti zorlaştırıyor. Bununla birlikte, ithalata kısıt, dolara karşı güveni sarsacak kadar büyük bir belirsizlik yaratıyor.
Bu politikalar dışarıdan ilk bakışta ABD ekonomisinin lehine gibi görünebilir. Düşük dolar = daha ucuz ihracat = dış ticaret açığında azalma. Ancak bunun bir de geri tepme riski var. Zayıflayan dolar:
Yabancı yatırımcıyı kaçırır,
ABD hazine tahvillerine olan talebi düşürür,
Enflasyonu artırabilir,
Dış borçlanma maliyetlerini yükseltir.
Kısacası, kısa vadeli kazançlar, uzun vadeli ekonomik istikrarsızlıkla yer değiştirebilir.
ZAYIF DOLAR KASITLI MI? “MAR-A-LAGO MUTABAKATI”NIN PERDE ARKASI
Trump’a yakın ekonomi danışmanı Stephen Miran’ın hazırladığı ve gayri resmî bir belge olan “Mar-a-Lago Mutabakatı”, son dönemde konuşulan iddiaların başında geliyor. Bu plana göre doların değeri kasıtlı olarak düşürülmek isteniyor. Amaç açık: Doları zayıflat, ABD mallarını ucuzlat, rekabeti artır.
Her ne kadar Beyaz Saray bu iddiaları reddetse de piyasa katılımcıları arasında bu tarz bir manipülatif yaklaşımın gerçekten gündemde olduğu düşünülüyor. Trump’ın merkez bankası bağımsızlığına bakış açısı, daha önce FED’e yaptığı siyasi baskılar, bu şüpheleri artırıyor.
Bu tablo bize şunu gösteriyor: Artık dolar sadece ekonomik verilerle değil, siyasi kararlarla da ciddi şekilde dalgalanıyor.
ULUSLARARASI GÜVEN AŞINIYOR
Dolar, onlarca yıldır küresel rezerv para. Petrol ticaretinden merkez bankası rezervlerine kadar her şey dolar üzerinden dönüyor. Ancak güven en az para kadar değerlidir. Trump’ın dalgalı söylemleri ve öngörülemez hamleleri, bu güvenin temellerini zorluyor.
BlackRock gibi dev yatırım şirketleri bile doların rezerv para pozisyonunu kısa vadede kaybetmeyeceğini belirtse de "bir şeyler değişiyor" duygusu artık piyasaya yerleşmiş durumda. Doların gücüne duyulan küresel inançta ilk kez bu kadar görünür bir aşınma yaşanıyor.
TÜRKİYE GİBİ ÜLKELER NE KAZANIR NE KAYBEDER?
Doların düşmesi, dışa bağımlı ülkeler için bazı avantajlar sağlayabilir. Türkiye gibi ithalatı yüksek ülkeler için enerji ve hammadde maliyetleri azalabilir. Ancak bu tabloyu sadece iyimser okumak hata olur. Zira:
Kur oynaklığı artar,
Dış borçların TL karşılığı düşse de sermaye girişleri yavaşlar,
Risk primi yükselebilir,
ABD merkezli fonlar gelişen piyasalardan çıkışa geçebilir.
Yani dolar düşerken, gelişmekte olan ekonomiler “güzel havada gelen fırsatlar” kadar “ani fırtınalara” da açık hale gelir.
SONUÇ: TRUMP, EKONOMİYİ BİR SATRANÇ TAHTASI GİBİ GÖRÜYOR — AMA KURALLARI BOZARAK
Trump’ın ekonomi politikaları, klasik ekonomi kurallarından çok, bir siyasi liderin güç gösterisiyle şekilleniyor. Onun için faiz, kur, ihracat, ithalat; hepsi birer “pazarlık aracı.” Ancak bu yaklaşım, sadece ABD’yi değil, dünya ekonomisini de istikrarsız bir zemine itiyor.
Dolar gibi küresel rezerv paralar, güven ve öngörülebilirlikle ayakta kalır. Trump’ın ani kararları ve stratejik belirsizlik yaratma hamleleri, bu temel ilkeleri tehdit ediyor. Önümüzdeki dönem, doların düşüşü kadar, bu düşüşün ne kadar kalıcı olacağına ve ABD'nin dünya ekonomisindeki liderliğini koruyup koruyamayacağına dair daha büyük bir sınav olacak.
Son söz: Trump para politikasını sadece ekonominin değil, siyasetin de bir uzantısı olarak kullanıyor. Ancak bu yaklaşım, sonunda yalnızca Amerikan ekonomisine değil, dünya sistemine zarar verebilir. Kur değil, güven düşüyor. Ve bu düşüş, doların değer kaybından çok daha tehlikeli olabilir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar














































